Yükseköğretim Kurulu öğrencilerin ve velilerin üniversitelerin açılması ile ilgili sıklıkla sorduğunu belirttiği bir konuya ilişkin açıklama yapma gereği hissetti. Biz de bu açıklamaya karşı bir açıklama yapma gereği hissediyoruz.

YÖK, üniversiteleri de etkileyen bu süreçte hızlı tedbirler aldığını ve dinamik bir süreç yürüttüğünü iddia ederek yeni önlemlere ihtiyaç duyulduğunu söylüyor. Ama biz biliyoruz ki, YÖK hızlı karar diyerek övündüğü kararla milyonlarca öğrencinin mağdur olmasına yol açmıştı. YÖK’ün virüsle hızlı mücadelesi; yurtların son anda haber verilerek bir gecede boşaltılması, öğrencilerin yol parası olup olmadığı dahi umursanmadan yurtlardan çıkmaya zorlanması, onlarca başka uygun yer bulunabilecekken yurt dışından gelecek yurttaşların karantina yeri olarak öğrenci yurtlarının belirlenmesi ile başladı.

Bu süreci, öğrenime 3 hafta ara verildiğinin duyurulması sebebiyle, öğrencileri eşyalarını, kitap ve ders materyallerini bile doğru düzgün yanına almadan kaldıkları yerlerden çıkarılması izledi. Biz öğrenciler, online eğitim ve online sınav dönemlerinde ciddi bir kaynak eksikliği yaşayarak öğrenim görmek zorunda bırakıldık. Bunun öğrencileri ne düzeyde etkilediği ise YÖK tarafından hiç konu edilmedi. Kaldığımız apartların, özel yurtların, evlerin kirasını, kayıt yaptırdığımız kursların, etüt merkezlerinin parasını aylarca boşa ödedik. Öğrenim gördüğümüz vakıf üniversitelerinde, öğrenim ücretleri, salgın koşullarına uygun olacak şekilde yeniden düzenlenmedi. Yapılan sınavların niteliği, verilen eğitimin niteliğine uygun olarak düzenlenmedi. Bu adaletsizlikler; YÖK’ün ve diğer ilgililerin gündemine dahi girmedi. Nasıl bir dinamik süreç işletildi? Bütün sorunlar artarak sürerken, öğrenciden yana hiçbir çözüm geliştirmemek mi dinamik süreç?

Bilindiği üzere YÖK’ün yayınladığı Küresel Salgında Yeni Normalleşme Rehberi’nin temeline aldığı mesele online eğitimin nitelikli halde uygulanabilmesiydi. Ancak üniversitelerin buna uygun bir altyapısı olmadığı gibi öğrencilerin de internete ve uygun araçlara erişim imkanı bulunmuyordu. Bunu çok defa söyledik ve bu uygulamanın öğrencilerin eğitim hakkını ihlal ettiğini dile getirdik. Yaptığımız anketlerde öğrencilerin neredeyse yarısının uygun araçlara ulaşımı olmadığını tespit ettik. Ancak YÖK, online eğitim konusunda da uzun yıllardır sırtını dayadığı üniversiteyi özelleştirme politikalarına yaslanarak, milyonlarca öğrencinin yaşadığı ve yaşayacağı sorunları görmezden geldi. Bütün gücünü, eğitim nitelikli olarak devam ediyormuş gibi yaparak eğitim üzerinden sürdürülen çıkar ilişkilerini korumaya harcadı. Yaşadığımız sorunları önlemek, çözmek ya da değerlendirmek gibi konular için, biz öğrenciler bir muhatap bile bulamazken sermayedarların her türlü sorunu birkaç cümlelik düzenlemelerle çözülüverdi.

YÖK, Türkiye’de 45.000’e yakın program bulunduğu ve her bir programın kazanım hedefleri doğrultusunda uygulanma yöntemlerinin değişkenlik arz ettiği için; üniversitelerin ve lisans programlarının tümünün yüz yüze eğitimle açılması ya da tümünde online eğitimin sürdürülmesi gibi merkezi bir karar veremeyeceğini söylüyor. Bu kararıyla övünerek diyor ki, “böylece üniversitelerimize karar alma süreçlerinde geniş imkanlar tanınarak farklı uygulamalar mümkün hale getirilmiştir.”

Biz öğrenciler, kurulduğu andan beri YÖK’ün üniversitelerin özerkliği ilkesine aykırı olarak varlığını devam ettirdiğini söylüyoruz. YÖK’e karşı her 6 Kasım’da üniversitelerimizin önünde buluşuyoruz. “YÖK kalkacak” sloganının hemen ikinci kısmında “polis gidecek” diyoruz, çünkü YÖK’ün üniversiteye ve üniversitelilere karşı açtığı savaşı her dile getirdiğimizde karşımıza polis dikiyorlar. Madem, üniversitelerin bu kadar önemli bir konuda kendi dinamiklerine göre kendi karar mekanizmalarını işletmesini doğru buluyorsunuz, neden bugüne kadar YÖK’ün kapatılmasını talep eden öğrencilerin karşısına polis diktiniz? Öyle ya, olağanüstü bir koşulda bile karar alma yetkisini üniversite içi mekanizmalara devretmeyi doğru buluyorsunuz da olağan koşullarda mı bu mümkün değildi?

Ne istediğinizi biz söyleyelim: Bütün yetkilerinizin sürmesine karşı sıfır sorumluluk almak! Bunun da dersini kimden aldığınızı çok iyi biliyoruz. Bütün kararları verme yetkisini “şahsında” bulundurmasına rağmen hiçbir kararıyla ilgili “şahsen” sorumlu olmayan birinden…

Böylece aldığınız kararla; öğrencilerin birleşik tepkisini üniversite yönetimleri düzeyinde bölerek yönetilebilir hale getirmeye, üniversitelerin online eğitimi sürdürmesi durumunda da yüz yüze öğretime geçmesi durumunda da oluşacak sorunların sorumluluğundan kaçmaya, sektör haline getirdiğiniz eğitim alanında büyük sermaye gruplarının çıkarlarını korumaya, öğrenci borçluluğu üzerinden kurduğunuz rant ilişkilerini sürdürmeye çalışıyorsunuz. Bu arada biz öğrencilerin ne olacağı umurunuzda değil, yeter ki sessiz kalalım. Biz bunu kabul etmiyoruz, geleceğimizi sizin elinize bırakmıyoruz. Ses çıkarıyoruz.

Biz sandığınız gibi “aileleri tarafından size emanet edilen sevgili öğrenciler” değiliz, biz haklarımız için mücadele eden öğrencileriz. Çünkü mücadele etmeden biz öğrencilerin çıkarına hiçbir şey düşünmediğinizi ve yapmayacağınızı biliyoruz.

1 Ekim’den sonra uygulanmak üzere üniversitelerin belirleyeceği programları da bu bilgiyle takip edeceğiz. Karar süreçlerine öğrencilerin katılabilmesi için çalışacağız. Hiçbir arkadaşımızı yaşadığı sorunlar karşısında yalnız bırakmayacağız. İletişim, dayanışma ve mücadeleyi büyüteceğiz. YÖK’ün ve diğer ilgililerin sorumsuzluğunun, öğrenci düşmanlığının, ne pahasına olursa olsun sürdürdüğü özelleştirme politikalarının bedelini biz öğrenciler ödemeyeceğiz. Bu süreçte bütün öğrenci arkadaşlarımızı mücadeleye çağırıyoruz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.