İtalya’da staj sırasında hayatını kaybeden Lorenzo Parelli’nin ölümünün ardından gerçekleştirilen eylemleri organize eden, İtalya’daki zorunlu staj programı Alternanza’ya ve eğitim sistemine karşı güçlü okul işgalleri yapan gençlik örgütü OSA’nın (Opposizone Studentesca D’Alternativa- Türkçe çevirisi ile “Alternatif Öğrenci Muhalefeti”) özelde İtalya genelde bütün dünyada gençlerin yaşadığı psikolojik sorunlara dair açıklamasını Türkçe’ye çevirdik.

Pandeminin zorunlu izolasyon süreci ve sistem içi başarı rekabetinin sonucu olarak gençler arasında giderek yaygınlaşan depresyon ve psikolojik sorunları değerlendiren bu metini bazı noktalarına katılmadığımızın bazı noktalarda da kapsamının yeterli olmadığının şerhi ile paylaşıyoruz.  Türkiye’deki gençlerin yaygın depresyon hissiyatına yönelik çalışmayı ve benzer bir tartışma yürütmeyi önemli gördüğümüz için aynen yayınlıyoruz.

Konuyla ilgili tartışmayı derinleştirmek amacıyla Los Angeles Review of Books’ta “Geleceksiz bir Gelecek, Depresyon, Sol ve Ruh Sağlığı Politikaları” başlığıyla yayınlanan ve Umut-Sen çeviri kolektifi tarafından Türkçe’ye çevrilen metni de paylaşıyoruz: https://umutsen.org/index.php/ceviri-bugunu-ozgurlestirmek-depresyonun-politikasi-los-angeles-review-of-books/

OSA’nın Enes Kara’nın ölümünün ardından Gençlik Komiteleri için çektiği dayanışma mesajı ve ortak mücadele çağrısı için: https://genclikkomiteleri.org/2022/02/osadan-genclik-komitelerine-dayanisma-mesaji-dunyanin-her-yerinde-dusman-ayni-somuru-ve-sermaye/

Son aylarda, kurumların suskunluğu içinde hastane yataklarına sadece Covid hastaları değil intihara teşebbüs eden, canını tehlikeye atarak kendine zarar verme girişiminde bulunan gençler de yatıyor. Bu, ülkenin her yerindeki hastaneleri ve servisleri etkileyen geniş bir psikolojik krizdir. İlk alarm, Roma’daki Bambino Gesu Çocuk Hastanesi’nin çocuk nöropsikiyatrisi bölümü başkanı Stefano Vicari tarafından, ikinci dalganın başlarında intihar teşebbüsü ile servise yatan gençlerin artışıyla verildi: Normalde standart ortalama %70’e karşılık geliyorken, 2020 sonunda bu oran %100 olmuştu.

Aslında gençlerin ruh sağlığı konusu Covid’den önce de çok büyük bir sorundu, pandemi bunu sadece daha da kötüleştirdi. İntihar, uzun süredir İtalya’da 15-29 yaş arası için ikinci en büyük ölüm sebebi haline geldi. Ayrıca Osservatorio Nazionale Adolescenza’ya göre iki yılda (2015’ten 2017’ye) gençlerin intihar girişimleri neredeyse ikiye katlanarak %3.3’ten %5.9’a çıktı. Bu demek oluyor ki her 14-19 yaş arası her 100 gençten 6’sı kendini öldürmeye çalıştı! Üstelik bu trajedi ağırlıklı olarak genç kadınları etkiliyor (%71). İntihar ya da intihara teşebbüs bir raptus (nöbet, kriz) değil gençlerin varoluşsal sıkıntılarının olgunlaştığı ve bize içinde yaşadığımız toplumu sorgulatan ızdırap yolunun son noktasıdır. Bu tablo gençlere dair bu durumu apaçık şekilde ortaya koyuyor.

Covid-19 pandemisi ile birlikte bir kara kuğunun (Kara kuğu, imkansız gibi görünmesine rağmen meydana gelen olay anlamında bir mecazdır.) tarihimize nasıl girdiğini, mevcut durumu sorgulamaya çağırdığını ve bunun ne tek gerçeklik ne de mümkün olan en iyi gerçeklik olduğunu zaten yazmıştık. Bu tekerrürden 1 yıl sonra olağanüstü halin uzatılmasının, toplum, eğitim, iş hayatı üzerindeki kısıtlamaların ve bir gelecek tasarlama olasılığının; tek gelişme potansiyeli tüm insanlığın maddi, sosyal ve kültürel gerilemesine dayanan toplumsal düzenin sistemli çarpıklığını hızlandırmaktan başka bir işe yaramadığı açıkça görülüyor. 

Psikolojik bakış açısı bu eğilimin sembolüdür: Kolektif refah pahasına kârı ve üretimi korumaya yönelen siyasi irade, izolasyon, yetersizlik ve terk edilmişlik duygusunun artmasına sebep oldu. Halihazırda kâr, bireycilik ve başarısızlığın içe-atımı esaslı ve sosyal haklara sürekli saldıran bir kalkınma modeli tarafından ideolojik olarak sürekli tehdit edilen ve daha istikrarsız ekonomik koşullarda yaşayan kesimler kaçınılmaz olarak daha fazla etkilendi.

Bu anlamda pandemi mükemmel bir sinerjistik (Sinerjistik/Eş etkin: Süreçlerin öngörülemeyen kombinasyonlar oluşturarak beraber tepkimeye girme ve bunun sonucunda da tek başlarına sahip olduklarından belirgin bir biçimde daha güçlü ya da bütünüyle farklı bir etki gösterme eğilimleri.) bir salgındır. Çünkü psikolojik sorunlar her şeyden önce dezavantajlı sosyal gruplarda ve kriz içinde büyümüş genç ve çocuklar arasında baş gösterir. Psikolojik rahatsızlıkların yayılmasında kuşaksal olduğu gibi sınıfsal bileşenler de etkindir. Hatta ISFOL (İşçiler için Mesleki Eğitim Geliştirme Enstitüsü) tarafından yürütülen çalışmalardan da görüleceği üzere gençlerin psikolojik sorunları yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda da çok boyutludur ve orta-üst sınıf gençlere kıyasla psikolojik sorunlar yaşayan düşük sosyo ekonomik koşullara sahip gençlerin sayısı önemli ölçüde daha yüksektir.

Böylece, temel aldığı kurucu değerlerden başlayarak bütün toplumsal düzenin krizde olduğu bir kez daha doğrulanıyor: Psikolojik bunalım aslında kişisel ve kolektif bir kurtuluş sunamayan, atomize edilmiş, bireyselleştirilmiş, kutuplaşmış bir toplumun yansımasıdır. Başarıya layık olmanın ve “herkesin herkese karşı” olduğu dizginsiz rekabetin bize telkin edildiği eğitim dünyasından başlayarak tüm toplumsal organizasyonu sorgulatan bir başarısızlıktır bu.

Pandemi sırasında eşitsizlikleri daha da arttırarak sömürülecek gençliği yaratmaya çalışan yöneten sınıf için öğrenciler arası rekabetin zorunlu bir öncelik olduğunu doğruladık. Bir anda kendilerini eve kapatılmış bulan genç öğrenciler bambaşka ve izole bir yaşam biçimine hızla uyum sağlamakla kalmayıp, bilinçli ve geliştirici bir eğitimin odağından uzak, sürekli sınandıkları, yalnızca sınav-okul ikilisinin parçası olarak görüldükleri ruhsuz bir dinamiğin içinde ellerinden gelenin en iyisini yapabileceklerini kanıtlamak zorundaydılar. Bu durum halihazırda var olan acı bir gerçeği daha da şiddetlendirmesinin yanı sıra, kendisini bu “çözümlerin” kurbanı olarak bulan gençlere büyük zarar verdi. Bu bağlamda izolasyon ve uzaktan eğitimin öğrenciler üzerindeki etkisi de kesinlikle çok büyük oldu. Uzaktan eğitim, fiziksel olarak sınıf ortamından bağı koparmasıyla öğrencilerin daha da yalnız hissetmesine, derin bir kaygı ve oryantasyon bozukluğuna yol açtı. Öğrencilerin %28’i ilk kapanmadan bu yana sınıf arkadaşlarından en az birinin derslere katılmayı bıraktığını, dörtte biri ise en az 3 öğrencinin katılmayı bıraktığını söylüyor. Uzaktan eğitimin yarattığı sorunların nedenleri arasında bağlantı-iletişim zorlukları da sayılabilir fakat temel unsurların psikolojik zorluklar ve aile dinamikleri olduğu görülüyor.

Bunda daha güçlü ekonomik koşullar ve duygusal desteğe sahip olup “ayakta durup kendini kurtarmayı başaranlarla”, her şeyden mahrum bırakılmış olanlar arasındaki derin uçurumu görebiliriz. Yaygın inanışın aksine, psikolojik ve fiziksel şiddetin birincil mahali ailedir. Kaotik ve çatışmalı aile ortamında zorunlu ikamet etmek ve çok az alana sahip olmak da eklenince durum daha da kötüleşiyor.

Ekonomik zorluklar, umudun olmayışı, geleceği hayal edememe ve psikolojik sorunlar arasındaki ilişki psikotrop ilaç satışlarının geçen yıldaki artışında belirginleşti. İtalyan İlaç Ajansı (AIFA) 2020 yılında bir önceki yıla göre ve pandeminin ilk aşamasına göre anksiyolitik alımında önemli bir artışın olduğunu belirtti. Mart 2019’a kıyasla eczanelerde sakinleştirici satışları %17, antidepresanlar ve duygudurum düzenleyiciler %13,8 ve antipsikotikler %10 arttı. 

Covid-19’un birinci ve ikinci dalgalarında görülen artışa rağmen, önceki yıllara ait veriler incelendiğinde psikolojik sıkıntıların ve buna bağlı olarak ilaç kullanımının (reçetesiz ilaçlar dahil) ergenlerde ve yetişkinlerde endişe verici bir normalleşme süreci geçirdiğini söylemek mümkün.  

Gençlerin kasvetli ve çözümsüz bir gerçeklikten uzaklaşmak için bir araç gördüğü madde bağımlılığının, kuşaksal sorumsuzluğun veya öz-disiplin eksikliğinin değil başarısızlığın sorumluluğunu bireye yükleyen, bireyci ve sınıf temelli düzenin sebep olduğu derin bir sosyo ekonomik bunalımın belirtisi olduğuna inanıyoruz. Sorunun sistematik olduğunu ve kurtuluşun siyasi mücadeleyle ve düzenin reddiyle mümkün olabileceğini biliyoruz. 

Kapitalist sistemle psikolojik sorunlar arasındaki ilişkiyi anlamak için Milano’da psikotrop ilaçların satışı ve kullanımını örnek verelim. Avrupa endüstriyel ve girişimcilik sisteminin sancağı olan, İtalyan ekonomisinin başkenti, Avrupa neoliberalizminin ustalık eseri olan Milano kentinde psikolojik sorunlar, özellikle de gençler arasında, dizginlenemez halde. 2018’de İtalya’da eczaneler ayda ortalama 6840 kutu psikotrop ilaç satmışken sadece Milano’da bu ortalama ayda 8500’e ulaştı. Yine 2018’de İtalya genelinde 128 milyon kutu psikotrop ilaç satışından 55,2 milyonu Milano’dan toplam 1,2 milyar ciro elde edildi.

Psikotrop ilaçların kullanımındaki artış aynı zamanda toplumun psikolojik sorunlarla başa çıkma biçiminden de kaynaklanıyor. Sorunun çözümü tamamen teknik bir boyuta, uzmanların (psikologlar, psikoterapistler) münhasır yetkinliğine havale ediliyor. Toplumsal huzursuzluk bireysel yetersizliğe indirgenerek, çatışma potansiyeli yatıştırılarak, psikolojik sorunlar tamamen medikalize ederek çözülmeye çalışılıyor. Bazı durumlarda psikolojik sorunların gerçekten “beyindeki kimyasal bozukluğun” sonucu olduğu doğru olsa da tüm vakaları biyolojik ve genetik düzeyde basitleştirmek kesinlikle mümkün değil. Bu, bireylerin oluşumunda belirleyici olan çevresel ve sosyal faktörleri görmezden gelmek anlamına geliyor.

Psikolojik sorunlarla başa çıkmak için önerilen yöntemlerin yetersizliğinin yanı sıra, kamu sektörünün yeterli altyapısı da yok. Bunun sebebi yerel sağlık birimlerinde bulunan ruh sağlığı departmanları, nöropsikiyatri birimleri ve bağımlılığa yönelik servislerinin sadece kağıt üzerinde var olmasından kaynaklanıyor. Sistem kolay erişilebilir değil, genellikle altyapı, ekipman ve personelden yoksun ve bulunduğu bölgelerde, özellikle en yoksul bölgelerde nüfusun ihtiyaçları ile etkileşimde yetersiz kalıyor.

SONUÇ

Son aylarda yapılan tüm araştırmalar, pandeminin yarattığı sosyal krizin özellikle gençler arasında artık psikolojik bir kriz haline geldiğini açıkça ortaya koydu. Bu veriler zaten yaygın olan ve “normal zamanlarda” dile getirilmeyen bir varoluşsal huzursuzluğu belgeliyor. Bugüne dek bize sunulan tek çare sorunlarımızı bireysel yetersizliğe indirgeyip, psikotrop ilaçlar ve terapilerle tedavi oldu. Bugün hala ulusal düzeyde 18 yaş altı çocuğu bulunan ailelere psikolojik hizmetlere erişim için bir voucher (kupon) verilmesi dışında bir çözüm önerilmiyor.

Bu nedenle, ana akımın yalnızca pandeminin tetiklemesi nedeniyle sorun olarak tanımladığı psikolojik sıkıntılar konusunda sessizliği bozmaya karar verdik. Gerçekte pandemi, kuşağımızın zaten eşiğinde olduğu bunalımı, ekonomik ve sosyal krizi büyütmekten başka bir şey yapmadı. Başarısızlığın diğer nesillere göre çok daha erken tecrübe edildiği, hızla inşa edilen, gençleri hiçbir alternatifi olmayan kapitalizm gerçeği içinde yetiştiren, sürekli bir ekonomik krizde ve şizofrenik bir değişimde büyüyen bir toplum yarattı.

Psikolojik krizi toplumun krizleri üzerinden, özellikle de neredeyse bir gecede benzeri görülmemiş bir küresel pandeminin içine atıldığımız bir dönemde incelemek, gençlerin pandemiden önce zaten muzdarip olduğu izolasyon, zayıflık, güvensizlik, endişe ve iletişimsizlik duygularını yorumlamanın temelidir. 

Her şeyden önce, maddi düzeyden psikolojik ve duygusal düzeye geri dönüşü olmayan bir şekilde aktarılan genel bir güvensizlik duygusu olduğu tespitini yapmak gerekiyor. Maddi güvencesizlik, Benasayag ve Schmidt’ten alıntı yapacak olursak, “gelecek vaadinden gelecek tehdidine” dönüşen belirsizlikten kaynaklanmaktadır.

Hayaller ve beklentilerle dolu bir gelecekten, önce mevcut gerçekliğin, sonra da geleceğin acımasızlığıyla yüzleşmeye doğru gidiyoruz. Günümüz gençlerinden sıklıkla, hayatlarında krizden başka bir şey yaşamamış, “ihanete uğramış” bir nesil olarak bahsedilir. Suçu sosyal ağlarda ve video oyunlarında aramak veya sorunu bir salgınla sınırlamak daha derin bir sorunun önemsizleştirilmesidir. Kurumların kapitalist toplumun içinde bulunduğu krizi örtbas etmek için başvurduğu bir tutumdur. Bu nedenle pandeminin sebep olduğu yaşam koşulları psikolojik sorunları hızlandırabilir ama asıl müsebbip değildir. Gençlere ve küçüklere uygulanan izolasyonun, inkar edilen herhangi bir sorunun, görev veya hakkın bireyle ilgili olduğu söyleniyor ancak sorun bireysel değil, politiktir. 

Sorunun nedeni ekonomik zorluklarla, umudun yok oluşuyla, farklı bir gelecek hayal etmenin imkansızlığıyla ilgili olduğunda politik hale gelir. Toplumun merkezinde olduğuna inandığımız sektörler (sağlık ve eğitim) insanların bakım hakkını inkar edip onları yalnız bıraktığında politik hale gelir. Onların “bakım hakkı” yalnızca pahalı özel hizmetleri karşılayabilen sınırlı bir nüfusa tanınan, gençleri kendine yabancılaştırıp madde ve psikotrop ilaçların aşırı tüketimiyle “özbakım” çarelerine yönlendiren bir haktır.

Bu yüzden hapsedildiğimiz sessizliği bozmamız gerekiyor. Kolektif saadeti varoluşumuzun esası haline getirdiğimiz bambaşka bir toplum yaratmak için düzenin getirdiği sorunları, psikolojik rahatsızlıkların gerçek nedenlerini sorgulayarak, sakinleştirici ve psikotropları reddederek, örgütlenerek ve mücadele ederek hep beraber tartışmalı ve çözmeliyiz.