Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerinin Narlıdere’deki kampüsleri önündeki nöbetleri 3.gününde devam ediyor. Öğrenciler, fakültelerinin rektörlük için yapılan Tınaztepe’deki binaya taşınmasına karşı suç duyurusu, basın açıklaması ve alanlarına dair yaptıkları etkinlikler ile iki aydır mücadele ediyorlar. 3 gün önce ise taşınmanın başlaması ile fakülte önünde nöbete başladılar. Gazete Hayır’ın Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri ile yaptığı röportajı paylaşıyoruz.

Merhaba. İki ay gibi bir süredir okulunuzun taşınmaması için mücadele veriyorsunuz ve şimdi de nöbete başladınız. Süreci bize kısaca anlatabilir misin?

Ocak, Şubat aylarında bize, bu binadan çıkacağımız söylendi. Bence o sırada nabız ölçüldü. Sonra, şu an Alsancak’taki Rektörlük binası kent mirası haline getirildi.  Öncesinde de halihazırda Rektörlüğün Tınaztepe kampüsünde kendisi için yaptığı bir bina var. Tamamen ofis binası, 40 odalı penceresiz bir bina. Bizim oraya taşınmamız isteniyor buna sebep olarak da Güzel Sanatlar Fakültesi binasının depreme dayanıksız olduğunu söylüyorlar. Bunun raporları hiçbir şeffaflıkla bize gösterilmedi, bizim şu anda karşı taraftan en büyük isteğimiz bu. Sonrasında da eğer doğruysa, uygun bir binanın bize verilmesi.
24 Haziran’da Rektör sekreteri fakülteye geldi ve akademisyenlerle toplanarak bir açıklama yaptı. Bizim de öğrenciler olarak katıldığımız açıklamada bize söyledikleri, “Binanız depreme dayanıksız, Tınaztepe’ye taşınacaksınız”. Bunun olmaması için çeşitli faaliyetlerde bulunduk fakat Rektör’ün tavrı ne akademisyenleri ne de öğrencileri tanımadan Tınaztepe’deki binaya gözlerimiz kapalı bir şekilde bizi taşımak. Tekrar akademisyenlerle bir toplantı yapıldı, buraya içimizden öğrenci temsilcileri seçerek katılmıştık. Ancak içeri alınmadık. Yüksek güvenlikli bir toplantıydı, öğretim üyeleri bile isimleri okunarak girdi. O sırada bir Kültürpark gündemi oluştu. Artık gündem değil, bir seçenek dahi değil.
Geldiğimiz nokta şu, bizim meselemiz bina değil. Rektörlük yaptığı birçok açıklama, tamamen bizi kamuoyuna ve Dokuz Eylül’deki öğrencilere kötülemekten başka bir şey değildi.

Okulun taşınmasına akademisyenlerden de tepki geldi ve bu süreçte 5 akademisyen görevinden ihraç edildi. Akademisyenlerin durumu nedir?

Bizim yanımızda olan hocalarımız vardı ancak birçoğuna soruşturma başlatıldı. Daha birkaç gün önce sarı bir zarfla karşılaşmışlar ve bu sayının artacağı düşünülüyor. Tamamen mobbing uygulanarak Rektörlük tarafından bir süreç işletiliyor.

Daha öncesinde sosyal medya hesabınızdan taleplerinizi açıklamıştınız. Bu talepleri nasıl belirlediniz?

Çok basit bir şekilde açıklayayım, bu talep listeleri bizim eğitimimiz için asgari düzeyde bir olanak sağlanması. Örneğin bir arkadaşımın yaptığı resmin tuval boyutu 3 metre. Orasının yüksekliği 2.20-2.40 metre. Bunu oraya ne şekilde sokabilirim ben?

Rektörlük önündeki basın açıklamasıyla aylardır süren bir sorunu daha faal bir hale getirdiniz. Bu nöbet kararı sonrasında neler oldu?

Şu anda kendi okulumuza giremiyoruz. Yüksek lisans sınavları var ve arkadaşlarımız diplomalarını almak için dahi okula giremiyorlar. Bizim atölyelerimizi bizden habersiz taşırlarsa, o resimlerin, eserlerin başına ne gelecek bilmiyoruz. Tamamen dikta edilen bir olay. Buraya bir kere polisin girmemesi gerekiyordu. Kolluk kuvvetleri içerde olduğu için dışarda bırakıldık. Kaldı ki bütün eğitim veren kurumlar öğrenci için var. Bir rektör ya da akademisyen için yok. Ama bunlar tamamen manipülasyona neden olarak kendi çıkarları doğrultusunda bizi hareket ettiriyorlar.

Aslında bu yaşadığınız süreç daha önce başka okullarda, başka fakültelerde geçtiğimiz yıl “taşınma” adı altında yaşandı. Balıkesir ve Mimar Sinan GSF, Üniversiteme Dokunma eylemleri ve benzerleriyle. Bu konu hakkında ne düşünüyorsun?

Sanatı yok etmeye çalıştıklarını düşünüyorum. Çok üzücü bir durum, buna karşı duruyoruz zaten. Sanatçı, sanatçı adayı ya da aday adayı olarak bizim kişiliğimiz bu. Kişiliğimiz gereği muhalifiz ve haklı olarak muhalefet ediyoruz. Böyle bir bölünme var, ne kadar karşısında durabiliriz tartışılır mı bilmiyorum. Ama net bildiğim bir şey var, sonuna kadar karşısında durmak zorundayız. Yoksa sanat ölecek. Kaldı ki, Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Tınaztepe’ye taşınırsa, güzel sanatlar Dokuz Eylül’de ölecek.

Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

Cuma günü saat 19.00’da yeniden Alsancak’ta rektörlük binası önünde olacağız ve son açıklamamızda da belirttiğimiz gibi “Son sözü biz söyleriz, gitmiyoruz” diyeceğiz. Bu mesele İzmir’in, üniversitelilerin meselesidir, bu yüzden de herkesi dayanışmaya çağırıyoruz. Gelin hep birlikte. “gitmiyoruz” diyelim.