Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, 2021’e yeni kayyum rektör Melih Bulu’nun haberini alarak girdi. Doğrudan Cumhurbaşkanlığı tarafından atanan Boğaziçi kayyumu Bulu’nun haberi Resmi Gazete’de yayınlandığından beri ayaktayız. Üniversitelere bizlerden habersiz, geceyarısı kararnameleri ile atanan kayyum rektörlere karşı hep birlikte mücadele ediyoruz. Ne Verşan Kök, ne Mahmut Ak, ne Melih Bulu, ne de bizlerin kararı hiçe sayılarak atanan hiç bir kayyum rektörün yönetimini kabul etmiyoruz! Talebimiz net, üniversiteleri ancak üniversitelerin kendi bileşenleri yönetebilir. Kayyumcu zihniyeti tüm yaşam alanlarımızdan defetmek için dayanışmayla birleşiyoruz. 

Bugün yapılacak eylem öncesinde, Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri Nihal Temel ve Suna Özcan’a bağlanıyoruz.

Yeni atanan kayyum rektör öğrencileri, öğretim üyelerini ve üniversiteyi nasıl etkiler?

Nihal Temel: Kesinlikle olumsuz etkileyeceğini düşünüyoruz. Daha bir önceki kayyum rektör atamasının sıkıntılarını düzeltmeye çalışırken, iktidar ile direkt bağı olan partili atanmış bir rektör üniversiteyi üniversite yapan özgür ortama darbedir.

Suna Özcan: Atama haberini almamızla birlikte Melih Bulu’nun siciline baktığımızda hayli kabarık olduğunu gördük. Boğaziçi’nin halen sahip çıkmaya çalıştığımız değerlerinin hiçbirini içselleştirememiş, pandemi sürecinde kısıtlı eğitim olanaklarından şikayetçi olan öğrencisiyle hayli üstten bir dille konuşmuş, piyasacı, klasik bir yandaş akademisyen profili çiziyor. Okulumuzda değil rektör, öğretim üyesi olabilecek bir yeterliliğe de sahip değil. Durum buyken, o okulun kültürünü benimsememiş, orada hocalık yapmayan birinin dışarıdan atama usulüyle rektör yapılması her üniversite için olacağı gibi köklü bir kültürel mirası olan Boğaziçi için de kabul edilebilir değildir. Yapılmak istenen, içerden kendi imkanlarıyla değiştirip dönüştüremedikleri Boğaziçi kültürünü dışardan dayatmayalarla yok etmektir. Bunun da okulun tüm bileşenleri için zararı büyük olacaktır. 

14 KASIM 2016 | Boğaziçi Üniversitesi Kayyum Rektör Eylemleri

Üniversitelerin iradesi yok sayılarak yapılan kayyum rektör atamalarına dair ne diyorsunuz?

Nihal Temel: Doğru değildir, rektörler seçimle gelmelidir. Ancak bu şekilde bulunulan okulun değerlerine saygılı olunabilir. 

Suna Özcan: Bu elbette hiçbir koşulda kabul edilecek bir şey değil. AKP yönetimi, 12 Eylül mahsulü YÖK’ün gericiliğinin dahi üzerine çıkmayı başararak özerk ve demokratik bir şekilde var olup bilimsel üretimi sürdürmesi gereken akademiyi, atamalarla yandaş akademisyenlere peşkeş çekerek ”ıslah” etmeye çalışıyor. İlk atamalardan itibaren yapılmak istenenin ne olduğu oldukça açıktı. Ancak bunun karşısında öğrencilerin artık susmayacağına inanıyorum. 

Boğaziçi’ne kayyum rektör olarak atanan Melih Bulu, öğrencilere annelerinin anladığı işleri yapmamalarını tavsiye ediyormuş. Bu söylem gene olarak kadın düşmanlığı olarak değerlendirildi. Kadın düşmanı birisinin rektör olarak atanması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Nihal Temel: Kadın+ya karşı inşa edilen bu ayrımcı politikanın her zaman karşısında olacağız. BOUN Kadın+ Dayanışması olarak da ayrıca Melih Bulu’nun mizojinist tutumunu kabul etmiyoruz. Kadın+ düşmanı bir rektörün okulumuza atanması asla kabul edilebilir bir durum değildir. 

Suna Özcan: Boğaziçi Üniversitesi gerek kendi değerleri, gerek yükselen feminist bilinçle birlikte nispeten kadınların daha özgür hissedebildiği bir alan sağlarken, bu zihniyetin bir temsilcisinin rektörümüz yapılmak istenmesi hem okulumuza yönelik bir saldırı hem de okuldaki tüm kadınlara hakaret niteliği taşıyor.

“Bu, gizli bir politik ajandanın hayata geçirilmesi için atılmış bir adım olsa da bilimsel üretim süreçlerinin nasıl işlemesi gerektiğinden, etikten yeterince nasiplenmemiş birinin rektörlüğünün okul başarısı anlamında da bizi geriye düşüreceği aşikardır.”

Normal şartlarda Boğaziçi Üniversitesi’nin öğretim üyesi olarak dahi kabulüne ilişkin çok sıkı kriterleri olduğu bilinir. Melih Bulu gibi birinin Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanmasını bu açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz?

Nihal Temel: Bu tamamen okulumuzun değerli akademisyenlerine karşı haksız ve adaletsiz, diktatörce tutumdur. Boğaziçi Üniversitesi’nin akademik değerlerine saldırıdır. Kabul etmiyoruz!

Suna Özcan: Yukarıda daha önce belirttiğim gibi, Boğaziçi, ODTÜ gibi köklü ve başarılı üniversitelere kendi imkanları, kariyerleriyle giremiyorlar. Bu sebepten atamalarla içeriden çürütmek istiyorlar. Bu, gizli bir politik ajandanın hayata geçirilmesi için atılmış bir adım olsa da bilimsel üretim süreçlerinin nasıl işlemesi gerektiğinden, etikten yeterince nasiplenmemiş birinin rektörlüğünün okul başarısı anlamında da bizi geriye düşüreceği aşikardır.

23 Haziran 2016 | Boğaziçi Üniversitesi Mezuniyet Töreni 

Melih Bulu’un kayyum rektör olarak atanması Boğaziçi Üniversitesi’nde AKP’li kadrolaşma ve dönüştürme çabası anlamına mı geliyor?

Nihal Temel: Devletin elini attığı her yerde olduğu gibi, yandaş ve partizan kadrolaşmanın akademide de apaçık, gizlenmeye gerek bile duyulmadan yapıldığının kanıtıdır. Partili rektörün elini atacağı hiçbir üniversite hiyerarşisi kabul edilemez. 

Suna Özcan: Bunun Boğaziçi Üniversitesi’nde kısa vadede hayata geçirebilecekleri bir şey olduğunu zannetmemekle birlikte yapılmak istenenin bu olduğunu düşünüyorum. 2016 yılında, Boğaziçi Üniversitesi’nde hoca olan, AKP’li eski bir milletvekilinin de kardeşi Mehmed Özkan seçilmiş rektörümüz Gülay Barbarosoğlu yerine atandığında bunun bir geçiş süreci olacağını öngörmüştük Boğaziçi öğrencileri olarak. ”En azından bizim okuldan biri” dedirtebilecek bir kayyumla yumuşak bir geçiş sağlayıp devam eden süreçte kendi akademik başarılarıyla okulumuza giremeyecek AKP’li akademisyenlere alan açacaklarını düşünmüştük, nitekim böyle de oldu. Şu an bu rektörler üzerinden ilerleyen bir süreç olarak görünse bile, Melih Bulu’nun atanması da ileride gerçekleştirilmek istenen ancak henüz direnç görecekleri için cesa ret edemedikleri, adım adım ilerletecekleri bir AKP kadrolaşması için geçiş aşaması olabilir.

“Ancak, başında Melih Bulu’nun kayyum olarak bulunduğu bir Boğaziçi’nde CİTÖK’ün akıbeti ve durumu ne olur, gerici saldırılardan o da nasiplenir mi diye tabii ki endişeliyim. Cinsiyetçi bir kayyumun yönetimi altında bir kadın olarak kampüsümde nasıl güvende hissedebilirim ki? Melih Bulu’nun da ”Onun da o saatte ne işi varmış orada?” diye soran bir zihniyetin parçası olduğunu düşünüyorum ve okulumuzun rektörü olma ihtimali beni oldukça huzursuz ve rahatsız ediyor.”

02 Mart 2020 | Boğaziçi Üniversitesi 8 Mart Çağrı Eylemi

ODTÜ’ye kayyum olarak atanan rektör Verşan Kök üniversite içerisindeki LGBTİ+ karşıtı tutumları ile gündeme geliyordu. Bir konferansta yaptığı kadın düşmanı açıklamaların ardından Melih Bulu’nun üniversite içindeki kadın dayanışmasını nasıl etkileyeceğini düşünüyorsun? Bir kadın olarak üniversite içindeki taciz ve şiddet olaylarına dair üniversite yönetiminin yaklaşımın güvenilir olacağını düşünüyor musun?

Nihal Temel: Kadın+ Dayanışması olarak da son birkaç senedir artan kadın düşmanı dilin üniversitemizden elini eteğini çekmesi için uğraşıyoruz, gerek akademi gerek öğrenci çevrelerinde. Kendi Twitter profilinde attığı tweetlerden ve ‘Eğer iş fikrinizi annenize anlattığınızda anlıyorsa o işi yapmayın’ sözlerinden Melih Bulu’nun kadın+ düşmanı olduğunu açıkça görebiliriz. Ülkenin hiçbir yerinde tam anlamıyla güvende olmayan kadın+ların kampüste mizojinist bir iktidar altında hiçbir şekilde güvende hissetmeyeceğini ve olmayacağını düşünüyorum. Yuvamız saydığımız Boğaziçi’nin her türlü kadın düşmanı hareketten temizlenmesi için uğraşmamız gerektiğini savunuyorum. 

Suna Özcan: Kendisini hiç hoş karşılamayacağımız zaten bilinen bir gerçek. Boğaziçi, içinde öğrenci temsilciliği de bulunan CİTÖK’ü, yani cinsel tacizi izleme ve önleme komisyonunu kurum olarak resmi şekilde ilk tanıyan devlet üniversitesi. Haliyle başımıza bir şey gelmesi durumunda okul içinde bir muhatabımızın olması, bize yol gösterecek, hukuki ve psikolojik danışmanlık verecek bir mekanizmaya sahip olmak bize iyi gelen bir şey. Ancak, başında Melih Bulu’nun kayyum olarak bulunduğu bir Boğaziçi’nde CİTÖK’ün akıbeti ve durumu ne olur, gerici saldırılardan o da nasiplenir mi diye tabii ki endişeliyim. Cinsiyetçi bir kayyumun yönetimi altında bir kadın olarak kampüsümde nasıl güvende hissedebilirim ki? Melih Bulu’nun da ”Onun da o saatte ne işi varmış orada?” diye soran bir zihniyetin parçası olduğunu düşünüyorum ve okulumuzun rektörü olma ihtimali beni oldukça huzursuz ve rahatsız ediyor.

“Atanan kayyum rektörler ve muhalif akademisyenlerimizin gördüğü haksız tavır gösteriyor ki Boğaziçi hükümetin akademik kolu olarak yandaş bilimin yuvası yapılmaya çalışılıyor.”

Daha önce Boğaziçi üniversitesini kötüleyen twitler atan Melih Bulu’nun Boğaziçine rektör olarak atanması nasıl değerlendirirsiniz?

Nihal Temel: Boğaziçi uzun zamandır gerek kültürü gerek akademisinden çıkan muhalif sesler ile hükümetin merceği altındaydı. Atanan kayyum rektörler ve muhalif akademisyenlerimizin gördüğü haksız tavır gösteriyor ki Boğaziçi hükümetin akademik kolu olarak yandaş bilimin yuvası yapılmaya çalışılıyor.

Suna Özcan: AKP yönetimi, Boğaziçi’ni başarılarıyla gurur duyulacak bir üniversite değil, ”fethedilecek bir kale” olarak görüyor. Akademinin girdiği en dar boğazlarda bile kimi zaman cılız bulunabilecek 3-5 sesle de olsa Boğaziçi Üniversitesi her dönem eleştirel seslerin yükseldiği bir yer oldu. Saldırıları, rahatsızlıkları da bundan. Nispeten demokratik, özgürlükçü okul kültüründen rahatsızlar. Bunu yok ederek biat etmiş bir Boğaziçi yaratmak istiyorlar, bunun için de nitelikli bir akademisyen yerine okulumuza düşman mevzisine gider gibi gelecek birini seçtiler. Melih Bulu bir semboldür, AKP gericiliğinin, piyasacılığının ve cinsiyetçiliğinin bir temsilcisidir. Okulumuza hakim kılmak istedikleri zihniyetin taşıyıcısını kayyum olarak atayıp bize boyun eğdirmeye çalışacaklar. Ancak başta okulun öğrencileri, devamında tüm bileşenleriyle kayyumlara geçit vermeyeceğiz.