Gençliğin Gezi sonrası ilk kitlesel isyanı olan 19 Mart’ın üstünden bir sene geçti. Devrimci safların örgütsüzlüğü sonucunda dönemsel krizin getirdiği bu isyan da beraberinde deneyimler bırakarak sönümlendi.19 Mart’taki ideolojik ve pratik konumlanışlara dair yazdığımız 1 Mayıs 2025 değerlendirmesini1 burada hatırlatmak isteriz. Eylemliliğin içindeki düzeniçi muhalefet ve faşist grupların aksine kitle öncülüğü iddiasındaki sosyalist solun fiili meşru militan çizgiden ısrarla uzak durması, kendi kadro partilerini aşağıdan yukarıya özgücüyle örgütlenen meclislere yeğ görmeleri bazı siyasal ayrışmalarımızdı. Bu kitlesel isyan sönümlendi ancak yeni isyanlar kapıdaydı. Çünkü “derya dediğin uyur uyur, uyanır.” Kriz dönemlerinde isyanlar her zaman kapıdadır.
19 Mart’la yeniden canlanan kampüs çalışmalarının da etkisiyle birçok işgal örgütlendi. Örneğin Bilgi Üniversitesi’nin bir gecede Cumhurbaşkanı kararnamesiyle kapatılmasının akabinde kampüslerini terk etmeyerek günlerce direnen öğrenciler, okullarının geri açılmaması durumunda okulun idaresine üniversitenin meşru bir bileşeni olarak el koyacaklarını söylemişlerdi. Bilgi Öğrencileri kazandılar.2
Ya da Hacettepe’de günler boyunca yemekhaneyi işgal ederek rezervasyon denilen müşteri sistemine itiraz geliştiren öğrenciler yemeği kamulaştırmışlardı. Devletin “yemekhaneyi işgal eden Rektörlüğü de eder” suçlaması ile gözaltına aldığı 40 öğrenciden sonra da Hacettepe’de eylemler duraklamadı. Kayyumluk’un rezervasyon sistemi ise hiçbir okul bileşeni tarafından kullanılmadı ve fiilen işlemiyor.
Birçok kampüsten birçok deneyim cebimizdedir ve öğrenci hareketinin tarihinde daha da fazlası vardır. 19 Mart’ta da çeşitli toplumsal dönemeçlerde de rastladığımız cüretli pratikler, bağımsız kitle inisiyatifleri ve meclisler bunlardan bazılarıdır. Öğrenci hareketi kazanır, kaybeder, haklarını alır ve hakları geri alınabilir. Unutmamak lazım ki nice kazanıma rağmen ne okulları yönetenler halihazırda bileşenlerdir ne de yemek hakkı nitelikli ve ücretsizdir. Zaten öğrencinin öfkesindeki asıl mesele, yemek porsiyonu, ücreti ya da kendi seçmek istediği eğitim müfredatı falan değildir. Asıl dert elde kalan demokrasi illüzyonunu dahi sürdürmeyen, halkı temsilden kovması yetmezmiş gibi en temel demokratik hakları yani düzenin içinden düzen seçme hakkını dahi askıya alan iktidarın pervasızlığı ve onu var eden sermaye düzenidir.
Asıl derdi gündelik olana, gündelik derdi aslolana; bu talepleri, eylemleri, işgalleri onları kuran, yöneten, yönlendiren mekanizmaları birbirine bağlayacak bir örgütün ihtiyacı ortadadır. Hem isyanların hem savaşların kapının hemen dibinde beklediği bilinciyle bu irili ufaklı dağınık özörgütlülüklerin talep kavgalarını; bu talepleri temelinden yaratana, hayatlarımızı kuşatan kapitalizme, bizi öldüren ve çevreleyen emperyalizme yöneltecek, gençliğin muhaliflik sıfatını sırtından atıp iktidar kavgasının bayrağını sırtlamasına temel olacak bir örgüt günün en acil ihtiyacıdır.
Daha önce işçileşen gençliğin KYK bursundan barınma krizine kadar dertleri etrafında birleşmesini amaçlayan kampanyalar; Türkiye’yi yöneten holdinglerin Filistin’deki kanlı soykırımını sistemli teşhir eden ve emperyalizme, sermayeye vurabildiği her yerden vurup siyonizmle ticareti resmi olarak durdurabilen hareketleri kurduk. Çelişkilere işaret eden, öfkeyi örgütleyen tarzımız ise şimdi aşağıdan yukarı demokratik, yukarıdan aşağı merkeziyetçi bir devrim örgütünü gerektiriyor. AKP’yi ve temsil ettiği her şeyi reddediyoruz ancak devrimciler rejimlere düzenden öte özler atfetmezler.
Dolayısıyla ne düzeniçi ittifaklar, ne olası iktidar değişikliğinden umulan nispî refaha yaslananlar neoliberal dönemin maddesini kavrayamamıştır. Safların bu denli keskin ayrıldığı, sınıfın kendini sınıf olarak örgütleyemediği, devrimci yenilgi döneminde holdingci güçlere entegre olmuş tüm toplumsal uzantılar bizi gençliğin devrim örgütünü kurmaya mecbur bırakmıştır.
“Devrim bir fabrikadaki üç işçinin kendi geleceği için mücadele etme kararlılığında somuttur.” Komite, yönetme iradesinin çekirdeğidir. Hayatın tüm kılcalları toplumsal olduğundan hayatın tüm damarlarında komite olmalıdır. Gençlik mahallesinde, okulunda, yurdunda, iş yerinde düzeniçi tüm sorunlarını çözerken bir toplumsal kategori olarak kendini örgütler. Komitelerle, meclislerle kendi yönetme kabiliyetine kavuşan emekçi yığınlar biz yöneteceğiz diyecektirler, işte devrimin vadesi buradadır.
Örgütümüze gençliği; “biz yönetiriz” çağrısı etrafında toparlama kararlılığını veren, yegane çıkışı gördüğümüz yol memleketteki kendiliğindenci isyanları birleştirecek, temas ettirecek, birden fazla komiteyi etrafında eritecek devrim örgütüdür.
Kuşağımız da öbürküler gibi isyanlarla, işgallerle, grevlerle “derya içindeyken deryayı” gördü. Rejimin toplumsal rıza kapasitesini kaybedip yalnız holding aparatlarının desteğini alarak çıplak zorla iktidarda kalması sürdürülemez. Ancak mesele sürüp gidecek isyanlara hangi amaçla ve hangi toplumsal güçle müdahale edeceğimizdir. Mesele kampüsün de ülkenin de kimin tarafından yönetileceğidir. Bu soruya teklemeden cevap veriyoruz: Biz yöneteceğiz.
Yürüyelim.






