Komitelere katıl

Değerlendirme7 dk okuma

Fransa’nın Ateşi Yeterli Mi?

Paris’teki Cumhuriyet Anıtı’nda Marianne heykeli; yüzüne gözyaşı gibi akan siyah boya sürülmüş, arkadaki kaidede “Égalité” yazısı ve “Jeunesse” grafitisi.

Yalnızca Fransa’da değil Avrupa’nın birçok ülkesinde kaos hakim; şiddetli eylemler yükseliyor, egemenler krizi yönetmekte zorlanıyor ve bu düzensizlik çoğunlukla umut veriyor. Önceki yüzyıllara benziyor, sınıflar var oldukça çelişkiler sürmeye devam ediyor. Süren çelişkilerin ve çelişkilerden doğan mücadelelerin ilerleyişini konuşmamız gerek.

Fransa’da lise öğrencilerinin öğretmen eksiliğine, bakımsız okullara, kalabalık sınıflara ve kamu kaynaklarındaki kesintilere karşı başlattığı eylemler büyüdü ve daha geniş kitleleri kapsamaya başladı. Kısa sürede Avrupa’nın çeşitli ülkelerine sıçradı, eylemlerin çoğu birbirine benzer şekilde kitlesel ve militan şekilde ilerliyor. Bu bir tesadüf değil; 20. yüzyılın sonlarında devrimlerin yenilgisi ve akabinde neoliberalizmin küresel çapta güvencesizliği arttırarak ölüm rejimlerini yaratması sonucunda gerçekleşen bir durum bu. Sınıflı toplumların tarihi hiçbir zaman krizsiz, pirüpak ilerlemedi. Dolayısıyla bugün Avrupa’da ve dünyada egemenlerin tonla uğraştığı krizler silsilesi var.

Fransa, sınıf savaşımlarının tarihsel anlamda oldukça çarpıcı gerçekleştiği ve yüzyıllardır süren isyan geleneğinin olduğu bir ülke. Avrupa’daki egemenlerin hegemonya krizinde bu isyanların tetiklenmesi tesadüf değil. Film gibi izlenilen sahneler, mağazalara giren eylemciler ve çatışma görüntüleri o topraklar için olağan eylemsellikler. Muhtemelen devam da edecek, birçok Avrupa ülkesinde gençliğin başını çektiği toplumsal hareketlilikler güç kazanıyor. Yineleyelim, küresel kuzey dahil bugün hiçbir yerde kriz yaşanmıyor denemez. Avrupa’daki devletleri teker teker sarsacak hareketliliklere de tanık olabiliriz, bu da tesadüf olmaz. Peki bunca öfke ve yakıp yıkmanın arasındaki dumanlarından neden devrim doğmuyor? Gençlik, işçi sınıfıyla 1968’de Avrupa’daki egemenleri sarstığı gibi 10 milyon işçiyle yeniden sahneyi ele geçirmiyor? Sebebi net, 1968 yılında da bunu yapamamıştı. Devrim olmamıştı. Devleti sarsacak kadar güçlü bir toplumsal hareket vardı ama iktidarı devralmaya hazır, birleşik ve kararlı bir siyasi güç yoktu. Aynı bugün gibi. Daha çok izledikçe keyif aldığımız eylemlerdeki militanlık, gayet yerinde bir kararlılık ve haklılık içerdiği gibi bir kaos içeriyor. Geleneksel sendikaların ve resmi kuruluşların yaptığı çağrıları daha hareketli kılanlar dağınık otonom gruplardan oluşuyor. Anarşistler, ekolojistler vs… Bir halk hareketinde bunun olması da doğal. Ama asıl meseleye gelelim; 21. yüzyıl birçok toplumsal harekete tanık oldu ve kuzeyden güneye isyanlar patlak verdi, 20. yüzyıldan farklı olarak reformist talepler taşıyan, örgütsüz ve salt olarak öfkenin kusulduğu eylemsellikler görüyoruz. Tekrarlayalım, egemenler sarsılacaksa bu iyidir ve Fransa’daki halkların militan eylemselliğini destekleriz. Burada odaklandığımız, SSCB’nin çözülmesine doğru 1968 dönemi dahil ve 1991 sonrası hala toparlanamayan sınıfın siyasi bir güç olmaması. Aynı zamanda çoğu zaman denenmemesi.

“Eski dünya ölüyor ve yeni dünya doğmak için mücadele ediyor: şimdi canavarların zamanıdır.”

Gramsci tarafından yazılan bu söz, bugün daha çok değer taşıyor. Gramsci’ye göre eski düzenin krize girmesi, yeni ve daha iyi bir düzenin kendiliğinden doğacağı anlamına gelmez. Eski düzenin çözülmesiyle yeni düzenin kurulması arasındaki boşlukta, hem kurtuluş olanakları hem de baskıcı ve gerici hareketler güç kazanabilir. Eski dünyanın hali ortada, krizler gittikçe yükseliyor. Yeni dünya ise doğmak için oldukça sancı çekiyor. Canavarlar burada uyanıyor, hiçbir ekonomik-siyasi talebi taşıyamayan ‘sol’ günümüzde kültüre, kimliğe, yaşam tarzına ve benzeri politikalara sıkışıyor. Emekçiler için bir temsiliyet krizi başlıyor. 1917’deki çelikten ve yenildikçe ayağa kalkan iradenin değiştiğini görüyoruz. Avrupa’da ve dünyada egemenlere karşı emekçilerin savaşması için birleşmesi, cephesel anlamda yenilgiyi yenmeleri gerekir. Bunlar belki de alışışmış sözler ama tekrarlamakta fayda var.

Aşırı sağ ile mücadele ederken onu besleyen ekonomik ve siyasi koşulları anlamak gerekli. Dünyada emekçiler bu kadar çok sorun yaşıyorsa ve sağcılar alternatiflerini en radikal şekliyle emekçilere sunuyorsa, tüm bunların arka planında da sınıf siyaseti merkezli bir yol yürüyemeyen sol varsa yaşanılanlar tesadüf değil. Aşırı sağı yenmek istiyorsanız yalnızca ona karşı olduğunuzu söylemeniz yetmez. Onu güçlendiren ekonomik düzeni, emekçilerin temsil edilme sorununu ve solun kendi başarısızlıklarını da sorgulamanız gerekir. Aşırı sağın başarısı, yalnızca kendi propagandasının gücünden değil, solun emekçilerin gerçek sorunlarına yanıt verememesinden kaynaklanıyor.

Sosyal medyaya aldanıp eylemler oluyor diye aşırı sağın yükseldiğini zannedebilirsiniz. Hayır. Sebeplerinden bahsettik. Sınıf savaşımının tarihi yenilgiler tarihidir, dümdüz çizgide ilerleyen tek bir hikayeden de ibaret değildir. Hareketler devam ediyor, canavarlar tepemizde veya yükseliyor. Sorunlar birbirini takip ediyor. Çözümün formülü ya da büyüsü yok, görevlerimizi sürdürmeye devam edeceğiz.

Biz Şınav Çekiyoruz Onlar Fişek Atıyor

Yine sosyal medyada devamlı karşımıza çıkan konulardan birine dönelim. Türkiye’de 19 Mart yaşandı, Gezi’den sonra ilk kitlesel hareketlilikti. Gençlik kendi bağımsız eylem komitelerini oluşturdu, Saraçhane’ye ve Kızılay’a gitti. Meydanlarda direndi. Mevcut dönemde gençliğin ilk isyanıydı, Gezi’ye kıyasla daha az örgütlü bir şekilde hareket etti. Şınav çekenler, Pikachu kostümüyle çıkanlar… Ve günün sonunda sorunların kaynağını pikachulara ve şınav çeken gençlere bağlayanlar vardı. Fransa’daki eylemlere gelen yorumlarda da var. Bir sorun varsa o da örgütsüzlüğümüzdür, başarısızlığımız varsa isyan durumunda kitleleri yönlendiremeyişimizdir. Devrimciler halkın içinde komitelerini kurar, hayalet gibi hareket eder ve öncülük sağlar. Devrimcilerin görevi budur. Gençlik bu yapılardan yoksundu; barikata yüklendi ama aynı zamanda eğlendi, kostüm giydi ve milliyetçi reflekslerini gösterdi. Ortalama 1 hafta süreden sonra zaten eylemler sönümlendi. Gençlik içerisinde bizim amacımız ortak talepler doğrultusunda uzlaşmaz bir devrimci atmosfer yaratmak ve iktidarı almak. En net haliyle böyle söylenebilir. Fakat zaten nicelik ve nitelikten yoksun örgütlü yapılar iki ya da üç gün içerisinde tutuklanma terörü yaşadı, ya gözaltına alındı ya cezaevleri doldu. Bu hazırlıksız durumlar dert edinilmeyip şınav çekip pikachu kostümü giyenler dert ediliyorsa ortada bir sorun olduğu açıktır.

Şimdi gelelim Fransa’da bu durumun daha farklı sirayet etmesine. Fransa ile bir değiliz. Bu açık. İsyan geleneği kuvvetli olan, yüzyıllardır örgütlü bir şekilde hareket eden sendikaları, kitle örgütleri olan bir yer. Doğal olarak oradaki çatışmaların daha güçlü ve örgütlü gözükmesi normal. Polis gücü de elbette Türkiye’de daha fazla ama bu yine gençliğin, güvencesizliğin yaşandığı holdinglerin rejiminde sokak gücünü asla yaratamayacağı anlamına gelmiyor. MESEM’lerde, yurtlarda ve kampüslerde katledilen, geleceği hakkında en ufak bir fikri olmayan kitlelerin kuvvetli isyan edemeyeceğini mi düşünüyoruz? Gençlik pikachulardan ibaret değil, polis gücü Fransa’dan çok diye kendi konfor alanına sığınacak da değil. Türkiye’deki faşizan koşulların durumu başka bir çelişkidir, kuvvetli isyanlara doğrudan engel değildir. Saraçhane’de, Kızılay’da ve ODTÜ’de yakılan konteynırları da görmek lazım. Ama zaten gençliğin çelişkilerini ve verdiği tepkileri dar kalıplara sıkıştırmıyoruz. 21. yüzyılda gençlik dahil birçok kesimin ayağa kalkması için hala birçok maddi koşula sahip olduğunu, hatta kalktığını görüyoruz. Toplumsal ve siyasal gücün gençlik içerisindeki niteliği ve geleceği her şeydir, kendi içindeki çelişkiler ve dışarıdan gelen devlet baskısının önemi elbette tartışılır. Şınav çeken gençleri ve Pikachu’yu; sokakta otonom ve dağınık şekilde enerjisini atan bir kitlenin gerçek barikatlara yönelmesini sağlayacak olan, iktidar iddiasının örgütlenmesidir. Salt bir propaganda çalışmasından bahsetmedik hiçbir zaman, kitlelerin içinde kitlelerle çalışmayı ve onlarla beraber iktidar isteğinin yükseltilmesinden bahsediyoruz.

Kitlelerin kendiliğinden harekete geçmesi küçümsenecek bir şey değildir. Aksine, mevcut düzenin meşruiyetinin sarsıldığını ve insanların mücadele etme kapasitesinin açığa çıktığını gösterir. Ancak bu kapasitenin ortaya çıkmasıyla hangi yönde gelişeceği birbirinden farklı sorunlardır. Fransa’da yüz binlerin sokağa çıkması, Türkiye’de gençlerin meydanlara ve barikatlara yönelmesi, toplumsal çelişkilerin ne kadar derinleştiğini gösterir. Ama bu hareketlerin süreklilik kazanması, ortak hedefler geliştirmesi ve siyasi iktidar sorunuyla ilişki kurması ayrıca ele alınmalıdır.

Tam da burada öncülük meselesi ortaya çıkar. Öncülük, kitlelerin yerine düşünmek veya onların mücadelelerini dışarıdan yönetmek değildir. Kitlelerin içinde çalışmak, mücadelelerin gerçek ihtiyaçlarını kavramak, dağınık talepleri ortaklaştırmak ve bunları daha kapsamlı bir siyasi hedefle ilişkilendirebilmektir. Komiteler de ancak böyle bir ilişkinin parçası olduklarında anlam kazanır.

Bugün Türkiye’de gençler isyan edebildiği için pikachuları ve şınav çekenleri konuşuyoruz. Fon krizi, tutuklama terörü ve ekonomik kriz yalanı var. Ekonomik kriz yok, iktidarda olan holdingler tepeden aşağı Erdoğan’ın rejimini ayakta tutmak için her geçen gün daha çok saldırıyor. Tüm bu çelişkiler içerisinde yoğruluyoruz, umudumuz çelişkilerdedir. Gökyüzünde muazzam bir kaos var. Boğaziçi, 19 Mart, madenciler, Akbelen, depocular ve sayısız irili ufaklı direnişler memlekette var oldu. Sürekli umutsuzluğun propagandasını yapanlardan uzak durun. Gençlik tarihte olduğu gibi yine isyan edecektir. Ama odaklanılması gereken de zaten “Acaba yarın isyan olacak mı?” sorusu değildir. Gençliğin aynı zamanda aklında olan da polisin gücü, pikachular veya şınav çekenler değil hayatı boyunca yaşadığı ve yaşayacağı güvencesizlikler, geleceksizlik ve çürüyen rejim olacaktır. Ayağa kalkmak da bu yüzden onun için bir alternatif olmalıdır.

19 Mart’ın atmosferi geçti sayılır. Yeni bir isyanın atmosferi daha güçlü de doğabilir. Gençliğin sarsılmaya hazır rejimin karşısında en tehlikeli rakiplerden biri olduğudur. Halkımızda çaresizliğe mahal vermemeli, irili ufaklı talepleri büyütmeye çalışmalı, hareketliliği beklemek yerine bizim harekete geçirebileceğimiz yapıları inşa etmeliyiz.

Açlık başvurulan yolları yalnızca Avrupa’da meşru kılmaz. Her yerde kılar.

Hareketi büyüt, komitelere katıl!

Komitelere katıl