O güvenli sarayları yıkacağız

15

6 Şubat 2023 Tarihinde gerçekleşen Kahramanmaraş merkezli depremin 1. senesi geride kaldı. Hepimiz depreme başka başka yerlerde yakalandık. Kimimiz ilk anda yola çıktı. Kimimiz devasa yıkımın boyutları karşısında hemen organize oldu. Recep ise ilk günden bu yana bir oy deposu olarak gördüğü şehirleri terbiye etme derdindeydi. Halk düşmanlığının açıktan itirafını yaptı. 

Depremin ilk yaşandığı andan günümüze kadar olan süreçte hükümet ve sermayenin bilinçli politikaları (imar affı, kent planlamaları, dayanıksız yapılar) yüzbinlerin canına mal oldu. Sadece yüz binler mi? Milyonlarca insan gözümüzün önünde göç etti. Arama kurtarma faaliyetlerinde insandan önce İş Bankası kasaları kurtarıldı. Depremin ilk anından itibaren ailesinin katillerini arayan milyonlar çadır beklerken Kızılay çadır satmaya devam etti. Depremzedelerin temel ihtiyaçlarını bölgeye ulaştırmak için insan üstü bir çabayla seferber olan organizasyonların tırları şehirlere alınmadı. Dayanışmalar halktan kaçırıldı. Gün geçtikçe karşılaştığımız bu kadarı da olmaz diyeceğimiz pek çok olaya ne yazık ki tanıklık ettik. 

Türkiye’nin dört bir yanından insanlar seferber olurken Erdoğan ve yanındaki çeteler depreme müdahale edebilmek için günlerce adım atmadı. Şehirler kimse yok mu sesleriyle yankılanırken hükümet yetkilileri kendilerine övgü bekliyordu. Hatta o kadar ileri gittiler ki insanların hayatlarının kurtulması için kullanılan sosyal medya uygulamalarına erişim engeli getirmeyi bile denediler. Daha da öteye gidilerek ölü sayısını kamuoyunu manipüle etmek için bizzat yandaş medya tarafından sakladılar. 

Daha 1. ay dolmadan söylemiştik bakanından reisine yüzbinlerin katilisiniz. Aylarca şehirlerde insanlar temiz suya erişemedi, hala erişemiyor. Yüzlerce sermayedar ekranlarda milyarlarca lira topluyordu ancak yurttaşlar hala sera naylonundan çadırlarda ısınmaya çalışırken ölüyorlar. 

Depremin ilk anında günümüze kadar bölge halkına verilebilecek destek daha önceden olduğu gibi bir avuç sermayedarın kendi emellerini korumaktan öteye gitmeyecek şekilde planlandı. Daha 1 hafta dahi geçmeden, bizler daha ölülerimizi bulamadan Antep/Nurdağı’nda OSB için planlamalar yapılmaya başlandı. Sonra Erdoğan ‘kader’ dedi, geç kaldıkları için özür diledi. Madem öyle, kaderse patronlar da ölsün! 

Sıra arkadaşlarımızın, öğretmenlerimizin yasını tuttuğumuz, bir yandan da organize olarak 6 bölgede koordinasyon merkezleriyle depremzedelerle dayanıştığımız dönemde bir anda okullar kapatıldı. Yalnızca İstanbul’da dahi yüz binlerce boş konut varken depremzedelerin barınmasının imkansız olduğu niteliksiz KYK yurtlarına yerleştirilmesi kararı alındı, öğrenciler apar topar yurtlarından çıkarılmaya başlandı. Eşyalarımız siyah poşetlere rastgele atıldı. Sonrasında öğrendik ki bu KYK yurtlarının sadece % 8’ine depremzede yerleşmiş. Yine alelacele online eğitim kararı alındı. 

11 şehrimiz depremle yerle bir olmuşken, çoğunda elektrik bile yokken eşit bir üniversite eğitiminden bahsedilemez. Online eğitim emekçi çocuğuna, “garibana” açık öğretim demek. Başta depremzede öğrenciler olmak üzere nitelikli ve eşit şartlarda eğitim hakkımız gasp edildi. 

Bugün hala deprem bölgesinde kullanılamaz haldeki dersliklerden ve elektrik kesintilerinden kaynaklı eğitimlerine konteynerde devam eden, çadır kentlerden bozma yurtlarda okumaya çalışan arkadaşlarımız var.

1 yılda milyonlarca insanı yurdundan eden, yüz binleri öldüren bu depremin yapı taşlarını imar aflarıyla döşeyenler şimdi ise kentsel dönüşüm yasasıyla yine milyonlarca emekçinin barınma hakkını gasp etmeye çalışıyor. “Bir sene verin yapacağım” dediği konutların ancak %20’sini bitirebilen hükümetin, Anadolu’daki küresel fabrikayı çeperlere yayma fikrini depremde yıkılan kentlerin acele kamulaştırmayla, OSB’lere açılmasıyla görüyoruz. Bizi, ailelerimizi, halkımızı rezil bir geleceğin kölesi sanıyorlar, ama yanılıyorlar. Depremin üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen acısı da öfkesi de taze. Memleketi oyun alanı gibi kullanan holdinglerin, sermayedarların, halk düşmanlarının hakimiyetinden kurtaracağız. Yineliyoruz:

Bu da gençlerin, işçilerin vaadidir.