Direnişle yaşıyoruz. Salgının açtığı imkanlarla, gündelik hayatımızın her anını sermayenin tam hizmetine sunmak için boyunduruk altına almaya çalışan bir iktidar karşısında son düzlükte aylardır direniyoruz. Direniş, her gün daha büyük bir kalabalığın sıradan hayatının olağan bir parçası haline geliyor. 1 Mayıs’ı da yasaklama kararlarının gölgesiyle değil, yasak delenlerin coşkusuyla karşılıyoruz. 

Bizi böyle yönetemezler!

İktidar, salgını yeni yasalar ve yasaklar uydurmanın aracı olarak kullanıyor. Salgın politikalarını en üretken ve en itaatkar olduğumuz noktaya ulaşabilme hesabıyla belirliyor.  Koronavirüs salgınının bir işçi sınıfı hastalığına dönüştüğü, aşının patent sebebiyle milyonlardan saklandığı, yoksulların yüzlerle öldüğü şartlar altında bir de kurallara uyamadığımız için biz hedef gösteriliyoruz. Düşük ücretlerle uzun saatler çalışmanın kural haline getirildiği bir saldırı dalgasının altında, işsizlik ve açlıktan korkarak buna razı olmaya zorlanıyoruz. Patronlar tarafından “ahlaksız” ilan edilerek işten atılıyor, direndiğimiz zaman gözaltına alınarak dövülüyoruz. 

Ama onlara öğreteceğiz, milyonlar dövülerek yönetilemez çünkü bizim de yumruk atacak ellerimiz var.

Üniversiteleri en iyi ihtimalle büyük şirketlerin araştırma-geliştirme birimlerine ve gençlerin en adi fikirler, aşağılık tehditlerle kontrol altında tutulduğu yerlere dönüştürmek istiyorlar. Borçlu, işsiz ve şahsiyetsizleşmiş olarak mezun olmamızı bekledikleri üniversiteleri öğrenciler yokmuş gibi yönetmenin peşine düşüyorlar. 

Salgın döneminde yüz yüze eğitime kapattıkları üniversitelerde, başka şartlar altında önemsenmeyeceğini zannettikleri bir atama kararına karşı son yılların en yaygın gençlik isyanı doğdu. İsyanımızı polis şiddeti, disiplin cezaları, yalan haberler ve yüzlerle yargılandığımız mahkemelerle bastırmaya çalışıyorlar.

 Ama onlara öğreteceğiz, milyonlar gözaltına alınarak yönetilemez. Çünkü bizim de gözaltı araçlarının pencerelerini kıracak ellerimiz var.

Onlara kıyak, bize yasak!

Aylar boyu ‘Kayyum rektör istemiyoruz’ diyerek çıktığımız her sokağı, kendi kampüslerimizi, renklerimizi yasaklayanlar şimdi de 1 Mayıs’ı yasakladığını ilan ediyor. Kampüslerimizin önüne çekilen polis barikatları, meydanlarda kuruluyor. Aylardır üniversitesinde yerlere yatırılarak gözaltına alınan öğrenciler, açlık ve hastalık ikileminde yaşamaya mecbur işçiler için alınmayan önlemler yasak kararlarının vitrini haline getiriliyor. 

Biz, üniversite önlerine ve patronların evlerinin önüne özel çıkarılan yasakları tanımadığımız gibi bu yasak kararını da tanımıyoruz. Çünkü üniversitelerimizden işyerlerimize hayatımızın dört yanını kuşatanlara karşı yaşamak için direnmekten başka şansı olmayanların bu yasakları tanımasının bir yolu olmadığını biliyoruz. 

1 Mayıs’ta, bugüne kadar bütün yasakları delerek direnen PTT taşeron işçilerinin, Bimeks işçilerinin, Ermenekli ve Somalı madencilerin, Migros depo işçilerinin sesini taşıyoruz. Onurumuzun bayrağını direnişin bayrağı haline getiren LGBTİ+’ların, İstanbul Sözleşmesi uygulansın diye her yeri ayağa kaldıran kadınların, talancıların önüne kamp kuran köylülerin ve çevrecilerin, üniversiteleri ve sokakları kayyumculara dar eden gençlerin adımlarıyla yürüyoruz. Cezalandırılabilirler ama terbiye edemezler; onlara kıyak, bize yasak düzenini yıkacağız.

1 Mayıs’ta meydanlara, 1 Mayıs’ta Taksim’e!

1 Mayıs’ta “Öyle mi alay komutanı!” diyelim, “Niye bu yasalar hep işçi Fatma’ya işliyor?” diyelim, “Bu hırsız patronlar üniversitelerde ne dersi veriyor?” diyelim, “Bizden çaldığınız ne varsa geri alacağız, korkun yine geleceğiz!” diyelim. Bu sesleri, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!” diyerek birleştirelim. Bir kez daha; aşağı bakmayalım!

1 Mayıs’ta direnişimizi bir barikata çevirelim. Yasak olanı özgürleştirmeye çıkalım. Neşemizle, coşkumuzla, öfkemizle #GençlikKorteji’nde Taksim’e yürüyelim.

Onursuz bir hayata mecbur değiliz. Bizi yönetmeye kalkanların o ya da bu kanadına da mecbur değiliz. Direndiğimiz zaman bildiğimizden, tahmin ettiğimizden daha güçlüyüz. Üniversiteleri, mahalleleri, fabrikaları; memleketi biz yönetebiliriz. Küçük, “zararsız” isyanlardan korkmayı onlar öğrendiler, şimdi “Korksunlar çünkü devrim yine olacak!” deme sırası bizde! Sıra sende!

1 Mayıs’ta meydanlara, 1 Mayıs’ta Taksim’e!

Yaşasın 1 Mayıs!