KYK burs ve kredilerimizi kim çalıyor ve nasıl? – Ebru Sert

237

Kredi ve burs miktarı bu yıl 1250 lira olarak açıklandı. Gençlere müjde, devrim niteliğinde zam diye duyurulan bu miktarın KYK tarihinin oransal olarak en düşük miktarı olduğunu anlayabilmek için kısaca bir geçmişe gidelim.

Hepimizin adını ezbere bildiğimiz Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü; 1962 yılından itibaren öğrenim kredisi, 1985-2012 yılları arasında katkı kredisi, 2004 yılından itibaren de burs vermekte olan bir devlet kurumu.

Peki Erdoğan’ın biz geldiğimizden beri burs miktarları katlandı, refah arttı söyleminin ve propagandasının öğrenciler üzerindeki etkisi ve gerçekliği ne?

Öncelikle size tabloyu şöyle betimlemeye çalışayım. 2004 yılında KYK kredisi asgari ücretin %28.30’u ediyor. 2005’le birlikte 110 lira olan KYK bursu/kredisi asgari ücretin %31.43’ü haline gelip aslında uzun yıllar bu bantta sabitleniyor. 2004 yılından günümüze KYK’nın asgari ücrete göre en yüksek orana sahip olduğu dönem %36.47 ile 2011 senesi. 2011 yılından 2016 yılına kadar minimum %33 oranında ilerlerken 2016 ve 2017 yılında bu oran %30’a düşüyor. 2018 yılına geldiğimizde ise KYKlarımızın asgari ücrete oranı %26.51 ile muazzam bir değer kaybına uğruyor. Ve aslında bu dönüm noktasından itibaren bahsettiğimiz sayılar gitgide düşüyor. 2019 yılında 500 lira olan KYK bursu asgari ücretin %24.75’i, 2020 yılında 550 lira olan KYK bursu asgari ücretin %23.67’si, 2021 yılında 650 lira olan KYK bursu ise asgari ücretin %19.99’u oluyor.

2004 yılından 2015 yılına kadar asgari ücrete yılda 2 kere zam gelirken KYK ücretinde sene içerisinde bir oynama olmadığı gibi 2022 yılında da aynı durumu yaşıyoruz ve 2022 yılının ilk yarısında 850 lira olan KYK bursu asgari ücretin %19.99’una denk gelirken 2022 yılının ikinci yarısında yani tam şuan içinde bulunduğumuz dönemde KYK bursu asgari ücretin %15.45’ine denk geliyor. Bu oran Kredi ve Yurtlar Kurumunun gerek öğrenim kredisi, gerek katkı kredisi adıyla verilmiş olsun bütün dönemlerinin en düşük oranı. Bugün açıklanan 1250 liralık miktar ise asgari ücretin %22’sine denk geliyor. Bu ay 2023 yılında uygulanacak asgari ücretin açıklanacağını da düşünürsek, bu yıl KYK tarihinin en düşük oranlı kredi ve burs miktarını alacağımız çok açık.

Yıllar geçtikçe KYK’ların öğrencilerin hayatını idame ettirmesinin bir aracı olmaktan işte böyle çıkarıldı. Asgari ücretin yaklaşık 3’te birine endeksli olan KYK kredi ve bursları şu an yaklaşık olarak asgari ücretin 7’de biri ediyor.

Bizim yıllar içerisinde KYK burs ve kredisinin miktar olarak arttığına bir itirazımız yok. Bizim itirazımız biz gençlerin yıllar içerisinde KYK burs ve kredisinin asgari ücretin belli bir oranına sabitlenmiş halinin her yıl gitgide düşürülmesi, KYK burs ve kredisinin artan enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında artan rakamların bir anlama gelmediğini anlamadığmızı, fark etmediğimizi ve buna yönelik mücadele etmekten imtina edeceğimizi düşünmeleri.

Sürekli değer kaybeden, sürekli işlevsizleşen KYK karşısında öğrenciler çeşitli sorunlarla karşılaşıp çeşitli çözümler bulmak zorunda kalırken, ailelerinin bütün birikimleri KYK borcundaki bu erimenin açığını kapatmaya çalışırken KYK kredisi ile gelen, devlet destekli bankaya olan öğrenci borçluluğunu öğrencilere sunulan ve yükseköğrenime erişimi sağlayan bir avantaj olarak değerlendirmek gerçeklikten oldukça uzaktır. Ortaya çıkan borç ve etkileri üzerinden öğrencilerin borca yönelmesi ve yükseköğretim ile kurdukları ilişkiyi açıklamak ise oldukça çetrefilli.

Kredi ve burslarımızın her geçen gün erimesine ek olarak KYK kredisi alan kişi sayısında da devasa bir artış var aslında. Günümüzde akmasa da damlar olarak baktığımız, ailemizden en az parayı almamızı sağlayacağını düşündüğümüz KYK kredisi diğer çeşitli ülkelerdeki adıyla Öğrenci kredileri Türkiye’de de diğer ülkelere benzer şekilde diğer finansal borçlandırma araçları içerisinde en aktif rol oynayan araçlardan biri olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Nitekim bu krediler, aldığımız bu borçlar sistemin devamlılığı için gerekli olan “borçlanma zorunluluğunun” kurumsallaşmış biçimidirler.

Kredi borçları aracılığıyla yükseköğretime eklemlenmek, öğrencilerin piyasa baskısı içerisinde geliştirdikleri bir stratejiye dönüşmektedir. Bu durum Türkiye’de genç işsizliği, istihdam sorununu önemli bir süre ötelemeyi başarmıştır. Şuan karşı karşıya kaldığımız Esra hocamızın da bahsettiği genç işsizlik ise bu sürecin bir sonucu, aynı zamanda ötelemenin de daha fazla uzayamadığı bir durumun gözlemidir.

Bu durumda, öğrencilerin payına düşen ise mesleki yeterlilikleri veya donanımlarının esamesi dahi okunmadan borcun şiddeti ile karşı karşıya kalmaktır. Bir yandan, borcun baskısı emek piyasasında ciddi bir sömürü yaratır çünkü borç ile karşı karşıya kalan öğrenciler bir işe girmek zorundadırlar ve dolayısıyla kendilerine sunulan herhangi bir maaşı ve her türlü esnek çalışma koşulunu kabul etmek zorundadırlar. Okuyup kendini ve ailesini kurtarma hayalleri kuran gençler “borç ödemek için çalış” şeklinde özetleyebileceğimiz sürece girerek ailelerinin de güncel ve potansiyel birikimlerinin yağmasını pekiştirmek durumunda kalırlar.

Gençlerin içinde bulunduğu borçluluğun disipline edici bir güç olarak kullanılmaya çalışıldığının da altını çizmek gerekli. Öğrencilerin borcu zorunlu bir sosyal gerçeklik olarak algıladıkları günümüzde borcun kendisi yüzleşilmesi ve uyum sağlanması gereken bir olgu olarak karşımıza çıkar. Bu uyum sağlama esnasında, öğrencilerin sosyal ve bireysel yaşamlarındaki her bir faaliyet borcun sınırlarında gerçekleşir. Yine aynı şekilde bu borcun dahi kesilmesi tehdidi, çoğu zaman da yurdunda, okulunda, şehir meydanlarında ses çıkartan, eylem yapan öğrencilerin ilk iş bursunun veya kredisinin kesilerek terbiye edilme çabası devletin borcu disipline edici bir güç olarak algılayışından azade değildir.

KYK borçları silindi mi, kim sildirdi?

Eğer KYK kredileri kamu bankası tarafından yine kamu yararı güderek öğrencilere verilen bir ödenek olarak düşünülseydi, güncel olarak 400 bin genç icra tehlikesiyle karşı karşıya kalmıyor,5.5 milyon genç kredi borcu altında ezilmiyor olurdu.

KYK Borçluları Hareketi’nin 2020’de başlattığı bir dalga ile memleketin çeşitli yerlerinden farklı farklı miktarlarda borca sahip gençlerin bir araya gelip çıkarttığı ses, gerçekleştirdiği eylemsellik ve oluşturmaya çalıştığı baskı 2022 yılının Temmuz ayında KYK kredi borcu hesaplamalarında faizleri sildirdi demek gerçeklik zeminine ayağını basan fakat aynı zamanda bu zeminden bir o kadar uzak bir cümle olacaktır. Günün sonunda güçlü bir siyasi temsil olan Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan ile seçim çekişmesinin konusu haline gelen 5.5 milyon gencin sorunu kyk borçları günün sonunda silinmemiş, faizlerin silinmesi çeşitli katakullilere getirilmiş, meseleden muzdarip yüz binlerce gencin hayatına etki etmemiş fakat nihayetinde kriterleri belli olmayan bu borç faizi silimi gerçekleşmiştir.

Burada gözardı edilmemesi gereken konu şudur ki gençler belli siyasi temsiller yaratmayıp belli siyasi temsillerin pazarlığındaki nesne olmak durumundan çıkmadığı, gerçek, toplumsal bir baskı oluşturacak gücü yaratmadıkça kazanım elde edilemeyeceğidir. Bugün yüzde yüz bir çözüm sağlamasa da faizlerin silinmesi Erdoğan’ın yüce gönlünden kopan bir hediye değil, ekonomik temelli taleplerin ayağı yere basan toplumsal hareketlerle örgütlenmesidir. Bu talepler güçlü toplumsal hareketlerle örgütlenmediği sürece bu borçları kimse silmez, örgütlendiği sürece de bu borcu silmemekte kimse diretemez.

Siyasi temsilin toplumsal baskıdan azade olmamakla birlikte etkili olduğundan bahsetmiştik, burada bize düşen görev çeşitli toplumsal hareketlerin siyasal olarak kendi temsiliyetini yaratma, kendi temsilcilerini çıkartmak konusundaki eksikliğinin bu talepleri asıl örgütleyicisi olan memleketin her bir köşesindeki gençleri düzen muhalefetine ittiğinin bilincine vararak yapmamız gereken hareketlerin siyasal olarak da kendini temsil edebilme kabiliyetine yatırım yapmak ve nihayetinde bu temsili ve güçlü bir hareketi yaratabilmektir.

Son olarak 2023 yılı bütçe tartışmalarının yapıldığı bu sıralarda tekrardan öğrencileri, gençleri yok sayarak karar alamazsınız demekten, gençleri görmeyen göze parmak sokmaktan imtina etmememiz, bizleri hapsettikleri geleceksizlik kıskacından kurtuluş yolumuzun her geçen gün kanımızı emenlerin insafı veya iki dudağı arasından çıkan sözler değil de ayakları yere sağlam basan, örgütlü, siyasi temsilini yaratabilme deviniminde olan bir hareket olduğunu ve Borç içinde yaşadığımız, borç alarak borcumuzu ödediğimiz bu dönemde nasıl sistemli ve planlı olarak bu borçlar çarkının içine sıkıştırıldığımızı bilmek buna yönelik mücadelenin de elbette yapıtaşını oluşturacaktır.