Gençlik Konferansı Sonuç Metni

366

Biz gençliğiz. Hak ettiklerimiz bize reva görülen rezil gelecekten, sorunlarımızın içinde kaybolduğumuz içsel buhrandan çok daha fazlası. Buna karşı, içinde yaşadığımız koşulların hangi kısımlarını sorunsallaştırdığımızı, önümüzdeki dönem için yürüttüğümüz tartışmaları hep birlikte konuşmak üzere 10 Aralık Cumartesi günü Şişli Nazım Hikmet Kültür Evi’nde “Düşlerimizi çalanların uykularını kaçıralım!” şiarıyla toplandık.

Zamanı tanımak, düşmanları hatırlamak, nasıl bir durumda olduğumuzu anlamak, önümüzdeki koşulların sahici tahlilini yapmak zorunlu bir başlangıç aşaması. Gençlik Konferansı’nda bu aşamayı enine boyuna, layıkıyla gerçekleştiren birçok arkadaşımız söz aldı. Ardından mücadele yollarımızı, bağımsız, kitlesel, güçlü bir gençlik hareketininin imkanlarını tartıştık.

Gençlik Konferansı’nda yapılan sunumlar ışığında merkezi düzeyde gerçekleştirme planıyla karara bağlayarak duyurduğumuz başlıkları paylaşıyoruz. Düz metin olarak okumak için buraya tıklayabilir ya da aşağıdaki maddeleri takip edebilirsiniz:

1. Bir KYK Zirvesi düzenleyeceğimizi, farklı illerde farklı KYK’larda kalan gençleri ve taleplerini bir araya getireceğimizi duyuruyoruz.

Bir buçuk yılı aşkın süredir Barınamıyoruz Hareketi aracılığıyla KYK yurtlarında kalan gençlerle iletişim kuruyoruz. Yemek, temizlik, kapasite, internet, güvenlik, ulaşım, izin sayısı, baskı, şiddet gibi birçok başlıkta yaşanan sorunlar sebebiyle bu yurtlardan sadece bize her gün onlarca ihbar geliyor. Üstelik bu şartlar altında kalınan yurtların ücretini bir ay geciktirdiğinde gençler kendini kapının önünde buluyor. Biz bu kötü muamelenin kontenjan hesabıyla kasten uygulanan bir politika olduğunu ve barınmanın ihtiyaçtan doğan bir hak olarak değil hizmet ilişkisinden doğan bir ticaret kalemi olarak değerlendirilmesinin bir sonucu olduğunu düşünüyoruz.

Öte yandan, geçtiğimiz yıldan bu yana yurtlarda birbirini tetikleyen sürekli eylemler oluyor. Yurtta kalan gençlerin ışık açıp kapatma, toplu yürüyüş, alkış, nöbet, yemekhane kilitleme, sesli protesto, sosyal medya çağrıları gibi yollarla geliştirdiği bu hak arama zeminini önemli buluyoruz. Biz bu zemine ayağımızı basıyoruz. KYK yurtlarındaki mücadeleyle ilgili deneyimlerimiz ve ağımız sürekli genişliyor.

Önümüzdeki dönem KYK yurtlarında kalan gençlerin direnç noktalarını, taleplerini, mücadele deneyimlerini birleştireceğiz. Bir KYK Zirvesi düzenleyeceğimizi, farklı illerde farklı KYK’larda kalan gençleri ve taleplerini bir araya getireceğimizi duyuruyoruz.

2018’e kadar asgari ücrete oranı %36 – %24 bandında seyreden kredi ve burslar, 2018 sonrasında kademeli olarak azalarak en sonunda asgari ücretin %14.71’ine kadar düşmüş durumda. Başka bir deyişle 2018’den önce asgari ücretin 1/3’üne endeksli KYK kredi ve bursları şu anda asgari ücretin 1/7’si oranında. Kredi ve burslar her geçen gün eriyor, buna karşın borçlarımız sürekli artıyor. Borçlu gençliğin ne şartlarda olursa olsun işe girmek dışında bir şansı olmuyor ve kendisine sunulan herhangi bir maaşı, her türlü esnek çalışma koşulunu kabul etmek zorunda kalıyor. Ayrıca bursların kesilmesi tehdidi gençlerin üzerinde sürekli bir kılıç gibi sallanıyor.

Burs miktarlarının belirlenmesi konusunda uzun zamandır herhangi bir gençlik muhalefeti ile karşılaşmayan iktidar, 1250 liralık (asgari ücretin %14,71’i oranındaki) bursu “devrim niteliğinde zam” olarak duyuracak cüreti kendinde buluyor. Biz hem bu yoksullaşmaya karşı hem de bursların sus payına veya sadakaya dönüştürülmesine karşı bir direnç noktası oluşturulmasını önemli ve acil görüyoruz. Genç yoksulluğunu emekçi halkın içinde bulunduğu koşulların bir parçası olarak değerlendiriyoruz ve bu mücadelelerin önemli uğraklarda birleşik hale gelebileceğini düşünüyoruz.

Öte yandan KYK borçlarıyla ilgili üç yılı aşkın süredir KYK Borçluları Hareketi aracılığıyla yürüttüğümüz çalışmanın olgunlaştığını, genel propaganda çalışmalarından ve bu sorunla boğuşan gençlerin başvuru noktası olma adımlarından geçerek borçlu gençleri toplumsal açıdan temsil etme kabiliyeti kazanma yolunda olduğunu görüyoruz. KYK borçlarıyla ilgili yapılan son düzenlemeleri dikkatle izliyoruz. Bu konuda borçları silmekten başka herhangi bir çözümün işe yaramadığının her gün açığa çıktığını ve özellikle seçim sathı mahallinde gençlerin bu konuda daha cüretkar davranacağını öngörüyoruz.

Bütün bu deneyimler ışığında bir çalışma grubu kurduğumuzu, daha önce “Bursları arttır, borçları sil!” diyerek çıktığımız yolu tamamlayacak bir güzergah izleyeceğimizi duyuruyoruz.

Meslek liseleri bir tuzak olarak biçimlendiriliyor. Yoksul emekçi ailelerden gelen gençlere hızlıca para kazanma imkanı sağlanacakmış gibi pazarlanan meslek liseleri, özellikle organize sanayi bölgelerinde ve otellerde çocuk işçi çalıştırmanın kılıfı haline getiriliyor. Çocuklar baskı, mobbing, tehditle zorunlu staj adı altında üç kuruşa kölece çalıştırılıyor. Her yaştan çocuk ve genci, hiçbir itiraz geliştirme yolu bırakmadan köleleştirmek için hukuki, fiili, ailevi, dini vs. bütün mekanizmaları kuran bir iktidarla karşı karşıyayız.

Son dönemde BİM, A101, Hakmar gibi zincir marketlerle, Turizm Bakanı Nuri Ersoy’un ailesinin ortağı olduğu büyük otellerle Milli Eğitim Bakanlığı arasında meslek liselerinde öğrenim gören öğrenciler üzerinden kurulan protokoller ve organize sanayi bölgelerinin içine kurulan meslek liselerindeki öğrencilerin haftanın en az dört günü çalıştırılarak notlarının bile patronların insafına bırakılması gibi örnekler ile ayyuka çıkan bu düzene karşı harekete geçeceğiz. Aynı zamanda bu Cumhur ve Millet ittifaklarının ortaklaştığı ve hatta birbirine karşı el arttırdığı bir projeye karşı durmak anlamına geliyor.

Bir meslek liseleri çalışma grubu kurduğumuzu; meslek lisesi öğrencilerini yaşadıkları gündelik sorunlar karşısında yalnız bırakmayan ancak esasta köleleştirmeye ve çocuk işçiliğe cepheden karşı çıkan bir odaklanma içinde olacağımızı duyuruyoruz.

Gençler hızla işçileşiyor. Bunu hem bahsettiğimiz gibi öğrencilik-işçilik arasındaki geçişin meslek liseleri, zorunlu stajyerlik ve part-time çalışmayla belirsizleşmesi anlamında hem de eğitimin önce paralı sonra da pahalı hale getirilmesiyle eğitime erişimi imkansız hale getirilen kesimlerden gençlerin sayısının hızla artması anlamında ifade ediyoruz. Son yıllarda hepimizin dikkatini çeken genç işçi cinayetlerindeki artışın sebebi de bu: Genç işçi cinayetleri artıyor çünkü genç işçilerin hem sayısı artıyor hem de gençler daha örgütsüz, daha güvencesiz, daha kötü koşullarda, daha düşük ücretle çalışmaya zorlanıyor. Özellikle depolarda, madenlerde, kargo ve taşımacılıkta, hizmet sektöründe bu yoğunluk rahatlıkla görülebilir.

Bu durumun olumsuz yönleri aşikar, saymakla bitmez ama aynı zamanda genç işçilerin (geçtiğimiz Ocak-Şubat aylarında yaşanan işçi eylemleri dalgasında olduğu gibi) harekete geçmek konusunda daha mobilize olduğunu gördük. Özellikle Trendyol, Yemeksepeti ve Migros eylemlerindeki birçok öncü arkadaşın üniversite mezunu gençler olduğunu, bunun gençlik hareketi ile işçi hareketi arasında bir olanak katmanı, yeni bir ilişki zemini olarak işlev görebileceğini deneyimledik. Aynı zamanda bu ilişki, özellikle üniversiteliler açısından soyut bir kaygı gibi algılanan geleceksizliğin somutlaşmasını ve bir mücadele kardeşliğine dönüşmesini de kolaylaştırabilir.

Üniversiteler, sermayenin vitrini ve hatta kalesi haline getiriliyor. Bu pek çok başka konunun yanında işçilerin direndiği patronların üniversitelerde de gençlerin karşısına akademisyen, rektör, dekan, mütevelli heyeti başkanı, partner, iş ortağı, finansör vs. gibi sıfatlarla çıkmasına neden oluyor. Bu durum, işçi direnişleriyle dayanışmak ve örneğin büyük işçi katliamlarına karşı durmak için yeni görevler ve sorumluluklar getiriyor. Bimeks işçilerinin direndiği Vedat Akgiray’ın Boğaziçi Üniversitesinde akademisyen olması, Soma’da madencilik yapan Özyeğinlerin İstanbul’da üniversitenin mütevelli heyeti başkanı olması, neredeyse bütün büyük patronların gün aşırı üniversitelere söyleşilere çağrılması, “mezunlarımızdan” diyerek haklarında methiyeler düzülmesi gibi örneklerle karşılaşıyoruz.

Bu ilişki zeminlerinin olanaklarını aramak, daha önce Soma Katliamı’ndan sonra özellikle İTÜ Maden Fakültesi işgalinde olduğu gibi sahici tepkiler örgütleyebilmek, işçi eylemlerine yönelik olumlu sonuca gençlik içinden somut katkılar koyabilecek dayanışma çalışmaları kurabilmek için bu konulara odaklanan bir ağ kuracağız. Bu ağı kurumsal ve sürekli hale getireceğiz.

Gençler her direndiğinde karşısında mahkemeyi buluyor. Boğaziçi Direnişi’nin başından beri iyice yaygınlaşan bu hukuk saldırısı sonucunda binlerce öğrenci defalarca kez gözaltına alındı ve çoğunluğu 2911’e muhalefet suçlamasıyla olmak üzere hakkımızda yüzlerce dava açıldı. Onlarla, yüzlerle yargılandığımız davalar ortaya çıktı. Sadece büyük kentlerde değil ülkenin her yerinde gençlerin itiraz ettiği her durumda tehditle başlayıp tutuklamaya dek uzanan bir süreç neredeyse prosedürel hale getirildi.

Öte yandan KYK yurtlarında ve kampüslerde disiplin soruşturmaları da benzer nitelikte işlev görüyor. Gençlerin yemekhane koşullarına itiraz ettiği, temizlik konusunda yaşananları duyurduğu için yurtlardan atıldığına şahit olduk. Yüzlerce öğrencinin çeşitli eylemlere katıldığı gerekçesiyle bursları kesildi ve haklarında disiplin soruşturmaları açıldı. Biz de özellikle geçtiğimiz bir yıl içerisinde gençlerin çeşitli sebeplerle yargılandığı davaları gönüllü avukatlarımız aracılığıyla takip ettik. Bursu kesilen öğrenciler için hem karşı davalar açtık hem de burs dayanışmaları organize ettik. Yurtlarından atılan gençlerle yurt önlerinde direnişi ve hukuki süreçleri beraber yürüttük. Çünkü yasaların ancak bir güç dengesini ifade ettiğini biliyoruz. Güçler değişirse yasalar da değişir.

Güncel olarak yüzlerce gencin çeşitli davalarını ve hukuki süreçlerini takip ediyoruz. Şimdi bu deneyimle; gençleri hiçbir durumda yalnız bırakmamak, yasaların gençlere yönelik bir tehdit olarak kullanılmasını engellemek, hakkını aramaya niyet eden bütün gençlerle her düzeyde yan yana olabilmek, gençlerin yargılandığı davaları düzenli olarak takip ederek kamuoyuna duyurabilmek için hukuk çalışmalarımızı kurumsallaştırıyoruz. Bu alandaki çalışmalarımızı Gençlik Davaları çalışma grubuyla, ülkenin çeşitli yerlerinden hukuk öğrencileri, stajyer avukatlar ve genç avukatlardan oluşan bir ağa genişletiyoruz.

Bugün üniversitelere baktığımızda aldığımız eğitimin sıklıkla katı, neredeyse değişmez, niceliklere indirgenmiş, tartışmaya, eleştiriye açık olmayan ve sınav odaklı yapısını görüyoruz. Puanlara tabi tutulup değerlendirildiğimiz bu mekanizma içinde, değil gerçekliği anlamak gerçeklikten ayrışmak, ona yabancılaşmak üzere bir formasyona tabi tutuluyoruz. Bilgi üretme kurumları açısından üniversitelerde uzunca bir süredir dışarıdan ve içeriden ciddi bir yozlaşma yaşandığı açıktır. Bu yozlaşmanın bürokratik, ekonomik, akademik, sosyal, etik birçok boyutu var. Her anlamda içi boşaltılan üniversiteler de -kimisi biraz daha az kimisi biraz daha çok- birer meslek okuluna dönüştürülmüştür.

Günümüz üniversite kurumları, düzenin birer aygıtı olarak öğrencilerden muhtemel “iyilikseverlerini” yaratarak bizleri sosyal ve politik sınırlarını özümseyen, temkinli birer uzmana dönüştürür. Bu da öğrenciyi kolay yönetilen, çöpsüz sapsız, büyük olasılıkla ne anlamlı bilimsel bilgiyi üretebilen ne de toplumsal dönüşüme katkı sunabilecek, geçmişte de sıkça yapılmış çalışmaların birer çeşitlemesinden öteye geçmeyen araştırma projelerine yönlendirir. Toplumun içindeki değerler ve güç ilişkilerine eğilmeden, veriler üzerine yapılan vurgular bizi düzene karşı çıkan, onu eleştiren ve hakikate ulaşmaya çalışan bir yaklaşıma değil ancak ve ancak geleneksel ve hakim ideolojiyi besleyen bir noktaya götürür. Diplomalarımız belli bir iş alanında, dönmekte olan çarklara uyum sağlamaya ve düzenin işleyişini sürdürmeye yetecek düzeyde bir ortalama bilince ulaştığımızın ifadeleridir. Mesleki statü ve iş talepleri, araştırmaları destekleyen, fonlayan düzen içi kuruluşların tercihleri, dışsal politik baskılar, bağlantılar, politikacıların sahiden araştırmaları destekleyeceği umudu araştırmacının ortalığı sarsabilecek ve onu nesnel gerçekliğine bir adım daha yaklaştırabilecek konu ve sonuçlardan uzaklaştırır.

Peki gençlik olarak bu egemen ilişkilerden ve çürümüşlükten nasıl kurtulacağız? Öncelikle bunları üreten gerçekliği nesnel bir biçimde anlama yoluna girerek ve bu yönde derinlemesine bir araştırma yürüterek. Sürekli ve disiplinli bir çalışma ile ulaşılabilecek bu bakış açısı, sürekli biçimde yenilenmeyi ve geliştirilmeyi beraberinde getirmelidir. Burada kritik olan, bilgimizi ve bakış açımızı deneyimde sınayarak geliştirmemiz. Bilimin, felsefenin, siyasetin, sanatın akademik uzmanlık sıfatıyla parçalanmasına karşın bilgiyi çok yönlü ele almak ve bilgiyi toplumsallaştırmak bize doğru bilgiye gitmek yönünde deneyim de kazandıracaktır.

Çeşitli üniversitelerde lisans ve yüksek lisans düzeyinde öğrenim gören gençler arasında eleştirel kuramlara ve çalışmalara yönelik bir ilgi tespit ediyoruz. Ancak bu arayış üniversitede ya baskılanıyor ya da düşünme yönteminden başlayarak sönümlendiriliyor ve etkisizleştiriliyor. Biz bu dönem bu eleştirel arayışı, doğru araştırma yöntemlerinin bilgisiyle bir araya getireceğiz ve özgür bir tartışma zemini kurmaya çabalayacağız. Bağımsız bir araştırmacılığı daha mümkün hale getirmek için kaynaklarımızı ve imkanlarımızı ülkenin çeşitli yerlerinden gençlerle bir araya getireceğiz. Bunun için, çağrısını ve programını sonradan duyurmak üzere bir eğitim programı ve gençlerin araştırma çalışmalarını sunabilecekleri kongre niteliğinde bir etkinliği organize edeceğimizi duyuruyoruz.

Kent Enstitüleri, OHAL döneminde üniversiteye yönelik baskıların arttırıldığı ve Barış Akademisyenleri başta olmak üzere birçok akademiksyenin üniversiteden tasfiye edildiği bir süreçte oluşan ihtiyaçla 2017’de kurulmuştu. Geride bıraktığımız 5 yılda, onlarca etkinliğe ev sahipliği yaptı ve İstanbul’dan başlayarak Ankara, İzmir ve Mersin’e yayıldı. Bu süreçte aynı zamanda dernek statüsünü de elde etti.

Kent Enstitüleri’ni değişen ihtiyaçlara cevap olabilecek alternatif bir eğitim ve dayanışma merkezi olarak tarif ediyoruz. Atölyeler, tartışmalar organize ediyoruz. Maddi sebeplerle erişmenin neredeyse imkansız hale gelen kaynakları kolektif ve açık hale getiriyoruz. Kütüphane, internet, enstrüman, çay-kahve, kıyafet gibi temel araçlar için bir dayanışma mekanı olarak da kurguladığımız Kent Enstitüleri’ni aynı zamanda çeşitli alanlardan toplulukların da kullanımına açık halde tutuyoruz. Böylece engellenen etkinliklere, yer bulunamayan toplantılara, ortak çalışmalara da açık bir zemin haline getiriyoruz.

Öte yandan Kent Enstitüleri, kuruluşuna kaynaklık eden temelden ayrılmıyor. Üniversitelerde baskı ve yasaklama sebebiyle konuşulmayan hakiki meseleler başta olmak üzere birçok konuda kürsü hiyerarşisine dayanmayan alternatif bir eğitim mekanı olarak işlevini sürdürüyor.

Önümüzdeki dönem, birçok ilde kuruluş zemini ortaya çıkan Kent Enstitüleri’ni, her ildeki ihtiyaçlar özgüllüğünde kurma çabamızı arttıracağız. Kent Enstitüleri yaygınlaştıracağız. Kent Enstitüleri’ni her yereldeki ihtiyaca göre; afetler karşısında dayanışma noktasından müzik kursuna, okuma gruplarından liseler için dershaneye, dil gruplarından etkinlikler için toplantı salonuna; birçok ihtiyacın karşılanmasına yönelik bir merkeze dönüştüreceğiz.

Üniversitelerde iki örgütlenme dinamiği öne çıkıyor: Kulüpler-topluluklar ve dayanışmalar. Dayanışmalar, Boğaziçi Direnişi’nin ve Boğaziçi Dayanışması’nın etkisiyle hızla yaygınlık kazansa da birkaç özellikli örneğin dışında süreklilik kazanmadı ve bazı özel anlarda tekrar sahneye çıkma ihtimaliyle beraber şimdilik geri çekildi. Benzer dönemlerde kurulan ya da biçim değiştiren kadın ve LGBTİ+ dayanışmalarının ise hala görece daha aktif olduğunu görüyoruz.

Öğrenci topluluk ve kulüpleri ise sansür ve baskılar başta olmak üzere çok çeşitli sorunlarla karşı karşıya kalıyor. Yönetmeliklere göre sahip oldukları hakların çok azına erişebilirken, yönetmeliklerde yazanın çok üzerinde bir denetimle karşılaşılıyor. Yeni kulüp ve topluluk oluşturmak sürekli zorlaştırılırken, var olanların da kulüp statülerinin düşürülmesi için fırsat kollanıyor. Kulüp ve toplulukların çalışmaları zorlaştırılıyor ve hatta engelleniyor. Bunun yanında ulusalcı, faşist ve siyasal İslamcı çetelerin saldırıları da sürekli hale getiriliyor. Aynı grupların kontrolünde olan kulüpler ise Mevlüt Çavuşoğlu’yla, kaymakamlarla yaptıkları etkinliklerde şeref salonlarında ağırlanıyor.

Bu dönemin başında İçişleri Bakanlığı “Üniversitelerde Güvenlik ve Barınma Tedbirleri” başlıklı bir genelge yayınlayarak “terör örgütleri ile iltisaklı olduğunu değerlendirdikleri öğrenci kulüpleri ve kadın platformları gibi illegal yapılanmaların üniversite içindeki faaliyetlerini engelleyeceklerini” ifade etti. Yine geçtiğimiz sene, Erdoğan rektörlükler ve emniyet birimlerinin koordineli çalışmasıyla üniversitelerde herhangi bir eylem veya etkinliğe ve kulüp çalışmalarına izin verilmeyeceğine dair bir açıklama yaptı.

Biz bu saldırılara karşı, gençlerin üniversite içerisinde özneleşmesinin yolunu açan en önemli araçlardan biri olan dayanışmaların, öğrenci kulüp ve topluluklarının (resmi niteliğine bakılmaksızın) savunulması ve geliştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bunun için önümüzdeki dönem ülke çapında üniversitelerde çalışma yapan kulüp ve toplulukların birbiriyle somut bir dayanışma ilişkisi kurabilmesini sağlamak için çaba göstereceğiz. Aynı zamanda toplulukların bütçe, etkinlik salonu, afiş asma, oda vb. haklarına erişebilmesi, yeni bir kulüp kurmak isteyen gençlere deneyim aktarılabilmesi ve destek olunabilmesi için ve özellikle sansür, saldırı veya kulüp kapatma gibi durumlarda hızlıca beraber hareket edilebilmesi için de bu dayanışmayı önemli görüyoruz. Özetle; kulüp ve toplulukların birbiriyle dayanışmasını artıracak, haklarını elde etmesi için çalışacak, yeni kulüplerin kurulmasını teşvik edecek ve kolaylaştıracak bir ağ için kolları sıvadığımızı duyuruyoruz.

Gençliğin sesi medyada nadiren hakkıyla yer buluyor. İktidarın medyasında zaten terör örgütü üyesi, provokatör, yalancı gibi ifadelerle anılan gençlik hareketi, genel olarak basında da bağlamı eksiltilerek, niteliği zayıflatılarak, mağdurlaştırılarak haberleştiriliyor. (Söylemeye gerek yok ancak bu haberleri gerektiği gibi veren bazı basın-yayın organlarını ve bağımsız gazetecileri elbette ayırıyoruz.)

Özellikle çalışma yürüttüğümüz toplumsal alanlarda bunu çokça deneyimledik. Gençlerin mücadelesi değil mağduriyeti, direnişi değil devletin saldırıları öne çıkarılarak haber yazılıyor. Bu yöntem, gençlik hareketini çoğunlukla olduğundan güçsüz ve gençleri de çoğunlukla olduğundan çaresiz gibi gösteriyor. Öte yandan gençleri mücadeleye katmak için yapılan çalışmalar genel ajitasyon-propagandanın ötesine geçmiyor, derinleşmiyor. Böylece mücadele edenler ya kaba bir ajitasyonla ya da basının kendisini gösterdiği artık her neyse onunla anılmaya devam ediyor. Biz bunu aşmak istiyoruz.

Geçtiğimiz yıldan beri kesintilerle beraber bir yayın kurulu faaliyeti kurmaya çalışıyoruz. Canlı yayınlar, video eylemcilik, çeviriler, haberler, röportajlar, kısa yazılar, derlemeler, video kurgu ve tasarım çalışmalarımızı geliştirmeye; internet sitesi, sosyal medya hesapları gibi araçlarımızı bunlara uygun hale getirmeye çabalıyoruz. Yazılı, görsel ve işitsel olarak hem kendi tartışmalarımızı hem de mücadele eden gençlerin hikayelerini anlatmak için kendimizi donatmaya çalışıyoruz.

Şimdi bu çalışmalarımızı daha kurumsal hale getireceğiz. Yayın Kurulu ile gençliğin medyası gibi çalışabilecek bir odaklanma içinde olacağız. Gençlik Bülteni, Gençlik Ana Haber, #Forum, Gençlik Ne Diyor? gibi alanların yanında basılı ve dijital bütün yöntemleri seferber edeceğiz. Benzer nitelikte çalışmalar yapanlarla ilişkilerimizi arttıracağız, ülkenin çeşitli yerlerinden gençleri bu çabaya katmak için yollar bulacağız. Gençleri bu konuda cesaretlendirecek ve donatacak çalışmalar organize edeceğiz.

Biz temsile değil, güce odaklanıyoruz. Soyut bir devrimi bekleyerek değil, gençliği devrim için somut bir güce dönüştürmeye odaklanarak çalışıyoruz. Bunun için gençlik hareketini iç dayanışması güçlü, bağımsız, kitlesel, etkili, sürekli bir güç olarak yurt çapında örgütlemeyi önümüze koyuyoruz. Gençleri kültür-sanat-spor aktivitelerin ibaret gören; tüketim alışkanlıklarıyla gruplarından ana akım görüşün karşısında belli başlı sosyal haklar talep etmekle yetinemeyiz, içinde yaşadığımız gerçekliği kökünden değiştirmek için güç biriktirmeliyiz.

Düşmanlarımız tüm mesaisini gençleri uyutmanın, uyuşturmanın, kontrol altında tutmanın, daha ucuza köle gibi çalıştırmanın, itiraz ettiğinde sonsuz cezalandırmanın, işe yaramadığında kaldırıp kenara atmanın ve bunlar için hiçbir hesap ödememenin yollarını arayarak geçiriyor. Biz bunun karşısına ancak dünyayı ve ülkeyi anlayarak ve değiştirmek için fikirlerimizi, bedenlerimizi, emeğimizi seferber ederek yani maddi bir güce karşı maddi bir güce dönüşerek çıkabiliriz. Bunu yurtlarda, kampüslerde, liselerde, OSB’lerde, sokaklarda kardeşleşmeyi ve omuz omuza durmayı büyüterek yapabiliriz.

Çağrımız yaşam coşkusu olarak neşeli bir ciddiyete, dayanışmacı bir ilişkiye, düşmanlarımıza karşı hiç eğilmeden, milyonlarca genç arkadaşımıza karşı hiç gerinmeden, korkmadan, yorulmadan, ezberden konuşmadan, elbirliğiyle niyet ettiklerimizi başarmayadır. Kuşağımızın isyanının sloganını, hareketimizin dinamiklerini arıyoruz. Bu arayışı hep beraber büyütelim. “Bizi rezil bir geleceğin kölesi sanıyorlar ama yanılıyorlar” diyoruz. Onlara yanıldıklarını kanıtlamak zorundayız. Hakkıyla hesap sorabilecek gücü kazanmak için bugün üstümüze düşeni yapalım, düşlerimizi çalanların uykularını kaçıralım!

Gençlik Konferansı 2022, Şişi Nazım Hikmet Kültür Evi