Mülkiye ve inek bayramı – Ozan Deniz Ödemiş

33

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, nam-ı diğer Mekteb-i Mülkiye’nin yaklaşık 90 yıllık geleneği İnek Bayramı, bu sene de 12-13 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirildi. Bayramın ilk günü ve ilk saati, sosyal medyada, gazetelerde, televizyon kanallarında yayılan İnekname okundu. Bayramın startını verecek, ilk konuşmayı, hiciv yoluyla siyasi içerikli eleştiriler söylecek olan Filozof arkadaşımız sahneye çıktı, filozof kıyafetini çıkardı ve imam cübbesiyle “hutbe”sine devam etti, eleştirel duasını okudu, asıl hüviyetine kavuştu.[1]

Filozof yok olup imam belirdiği anda, salonu bir heyecan, sevinç ve aynı zamanda öfke ve telaş kapladı. Heyecan vardı çünkü İnek Bayramı 5 senedir İmamsız kutlanıyor. Öfke vardı çünkü İnek Bayramı 5 senedir İmamsız kutlanıyor. Heyecan duyan çoğunluğun neye heyecan duyduğu belli, İnek Bayramı’nın eleştirel geleneğinin simgesi olan İmam’ın geri dönüşü. Öfke duyan azınlık (ki buna salonda bulunan ve İmam’ı gördüğünde salonu terk eden dekan da dâhil) ise İslam diniyle dalga geçildiğini öne sürüyor.

O gün siyasal iktidarın radikal destekçileri, İmam arkadaşımıza saldırmak niyeti gösterseler bile, tepkileri Kazgan ekibinin İmamın önüne dizilmesi ve onu korumasıyla bağırma, çağırma, yuhlama ve sonrasında salonu terk etme seviyesinde kaldı. Ardından Cebeci Mescit Topluluğu İmam’a karşı, İnek Bayramı’na karşı İslam’la dalga geçildiğini öne sürerek bir açıklama yayınladı ve çağrı yaptı. Linç kampanyası çağrısı… Siyasi iktidara yakın gazeteler, televizyon kanalları, sosyal medya hesapları bu linç kampanyasını büyüttü. İmam arkadaşımızı hedef gösteren, tehdit eden açıklamalar yapıldı. Ertesi gün Cebeci Mescit Topluluğu, Cebeci Kampüsü önünde kalabalık bir basın açıklaması düzenledi. Devrimci öğrenciler üç kişi açıklama yapmaya çalıştıklarında bile işkenceyle gözaltına alınırken, bunların kılına dokunulmadığını geçerken söyleyelim.

Birkaç gün sonra ise Ankara Üniversitesi Rektörlüğü “fakültemiz ve üniversitemiz ilkeleri ile bağdaşmayan ve asla tasvip edilemeyecek olayla ilgili hem disiplin hem de adli inceleme başlatılmış” olduğunu açıkladı. Bu saldırıların nedenlerini anlamak için okulun ve bayramın geçmişine biraz bakmamız gerekiyor. İnek Bayramı’nın eleştirel geleneğini, Mülkiye’nin devrimci mirasını, 20 yıllık siyasi iktidarın bugün içinde bulunduğu krizi beraber düşünebilmek elzem.

İnek Bayramı Geleneği ve Mülkiye’nin Kısa Tarihi

Devlete bürokratlar yetiştirmek için modern temellerde 1859’da kurulan Mekteb-i Mülkiye, Cumhuriyetin ilanıyla yeni başkent olan Ankara’ya 1936 yılında taşındı. Ankara’nın İstanbul’a göre büyük oranda daha sakin ve tabiri caizse “sıkıcı” olması ve katı bir disiplinle yatılı eğitim görmeleri, Mülkiye öğrencilerini bir eğlence arayışına sokmuştur. Bu arayışın sonucunda çeşitli eğlence aktiviteleri ortaya çıkmıştır. Bu eğlence aktiviteleri süreç içerisinde düzenli bir biçime evrilmiştir. Bu aktivitelerin düzenli hale gelmesiyle bir sembol seçme gereği duyulmuştur. Sembol olarak İnek seçilmiştir. Bu seçimin sebebini Bahri Savcı şöyle anlatıyor: “İnek, çalışkan bir öğrenciyi simgelediği gibi, toplumsal olaylarla, dünya ile hiç ilgisi olmayan bön bir tipi anlatıyor.”

İnek Bayramı’nı İnek Bayramı yapan, ona şeklini, sözünü, kimliğini veren iki kilit noktası vardır. Bunlar İmam ve okuduğu dua ile bölümlerin siyasi fermanlarıdır.

İmam, İnek Bayramı’nın hocasıdır. Bayramın geçtiği günler içinde en saygı duyulan figür rolündedir. İmam, okuduğu duada, eleştirilecek ne kadar şey varsa hiciv yoluyla eleştirir, kimse ona karşı çıkamaz, bu kadarını da söyleme diyemez, “haklısın ama olsun, konuşma” diyemez. Saygınlığı buradan gelir, bildiğini söylemesinden. Söyler ve ruhunu kurtarır.[2]

Bir söyleyen o mudur? Değildir. Mülkiye’deki 6 bölümün hepsi, 4. sınıflardan gönüllülerin oluşturduğu ferman ekipleri vasıtasıyla, ferman yazarlar ve bunları tiyatral biçimde okurlar. Bu ferman geleneği de, siyasi içerikli eleştiriler içerir.

İmam da ferman ekipleri de bugüne kadar işte bu yüzden egemenler tarafından kuşkuyla, korkuyla bakılmış ve doğal olarak bunlara saldırgan tutumlar alınmıştır.

Mekteb-i Mülkiye bağrında filizlendirdiği eleştirel kültür ve devrimci geleneği nedeni ile hem içeriden hem de dışarıdan pek çok saldırıya göğüs germek durumunda kalmıştır. Yunan harbine hazırlanan II. Abdülhamid Mülkiye öğrencisini arkasına almak için onlara şeker dağıttırmış, öğrenciler o şekerleri ezmişlerdir. Menderes mülkiye için “bu sirk çadırını başınıza yıkarım” tehditleri savurmuş, 40 gün sonra kendisi yıkılmıştır. Başta Mahir Çayan olmak üzere devrimci kopuşu gerçekleştiren önderler ve kadrolar, THKP-C gibi bir devrimci örgüt çıkarmıştır bağrından. Yurtlarına devletin polisi ve faşist çetelerce baskınlar düzenlenmiş, sayısı az olan ama korkusu olmayan[3] üç yüzlerin destanı burada yazılmıştır. Yıllar sonra SBF-DER kurulmuş, başkanı Hakan Yurdakuler faşistler tarafından katledilmiştir. Sıkıyönetimde kurşunlanmış, okul çıkışlarında öğrencileri öldürülmüş, hocaları atılmıştır. Mülkiye her zaman, devlet ve aparatları ile döneminin devrimcileri arasında açık ya da gizli bir savaş alanı olmuştur.

Ne Bu Yaygara, İmam Bizim Onurumuzdur!

Onların dertleri İslam dininin değerlerinin korunması değil ki ortada İslam dinine bir saldırı yok. Dertleri, nasıl ki okulun içinde devrimcilerin yoğunlukta olduğu yurtlara saldırdılarsa, nasıl Hakan Yurdakuler’i katlettilerse, nasıl kadın katliamlarına karşı Las Tesis dansı yapmak isteyen 5 kadını yüzlerce kişilik polis ve özel güvenlik ordusuyla gözaltına aldılarsa, nasıl Mülkiye’nin içinde ekonomik krizin konuşulacağı ve tartışılacağı foruma saldırdılarsa, bugün de aynıdır. Yoksulluğa ve zulme karşı susmamız, kulak tıkamamız, eylemememiz. Dert İslam dini değil, İmam’ın ne biliyorsa söylemesinden gelen saygınlığı baltalamak.

Siyasi iktidar, kendisine karşı gelişen her itirazdan çekiniyor. Öğrencilerin barınamadığının, doğru dürüst beslenemediğinin, kitap dahi alamadığının, çalışmak zorunda kaldığının, intihar ettiğinin, işçilerin faturalarını, kiralarını ödeyemediğinin, çocuklarının karnını doyuramadığının, köle muamelesi gördüğünün ve iş cinayetlerine kurban gittiğinin dillendirilmesi onu öfkelendiriyor, tipik bir egemen sınıf refleksi. İnek Bayramı böyle bir yerdir ve iktidar tam da uçurumun kıyısındayken, egemen sınıfın temsiliyetinden uzaklaşma riskiyle yüz yüzeyken bu küçük, zararsız isyanlardan korkuyor.

Olayın aslı astarı budur. 150 yıllık Mülkiye’nin eleştirel geleneği ve devrimci mirası ile iktidarlar arası savaşı, yani egemen sınıf ile ezilen sınıflar arasındaki savaşımı, laikler ve dinciler arasındaki kavgayla açıklamak tarihsel maddeciliğin tahribatıdır.

Gelenek ezilen şekerlerde ve Mahirlerin proleter devrim kavgasındadır!


[1] 2016 yılında yaşanan benzer linçler sonrası (imam arkadaşımıza dava açılmış ve tehditler almıştı) İnek Bayramı dönemin rektörü Erkan İbiş tarafından yasaklanmıştı. Yasak tanınmasa ve İnek Bayramı icra edilmeye devam etse de bayramın sürdürülmesi ve imam olacak arkadaşın can güvenliğinin düşünülmesi sebepleriyle bayramı tertipleyen öğrenciler İmam yerine Filozofu, İnek Duası yerine İneknameyi getirdiler.

[2] Dixi et salvavi animam meam. Yani “Söyledim ve ruhumu kurtardım.” Marx’ın Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi’nde kullandığı İncil alıntısı.

[3] Arkadaş Zekai Özger’in Adak şiirinden alıntı. Bu şiirinde Arkadaş, bahsi geçen yurt baskınını anlatır. Kendisi de yurdu savunan devrimciler arasındadır ve o sırada uğradığı işkencede kafasına aldığı darbeler yüzünden 2 sene sonra beyin kanaması geçirerek hayata veda etti. “Silahımız çiçeklerdi, cephanemiz yüreğimiz. Sayımız azdı ama, korkumuz yoktu.”

* Bu yazı şurada yayınlandı: