GK Notu: #RektörünüzüNasılBilirdiniz yazılarını, aynı isimle yayınlanan yazısı sebebiyle disiplin cezası verilen ODTÜ öğrencisi, siyasihaber.org yazarı Tunahan Gözlügöl’le dayanışmak için yazıyoruz. Böylece rektörlere ve bütün öğrenci düşmanlarına, bu keyfi cezalarla ancak sesimizi daha çok büyütmeye ve yaygınlaştırmaya vesile olacaklarını bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.

ODTÜ’den Tunahan’ın yönelttiği “Rektörünüzü nasıl bilirdiniz eyy üniversiteliler?” sorusuna gizlediği selamını almış bulunuyoruz. Bu soruya vereceğimiz cevapla kendisine selamlarımızı yolluyor ve yazdığı yazı için aldığı kınama cezasına karşın yanında olduğumuzu da göstermek istiyoruz. 

Tunahan’ın sorusu üzerine bu yazıyı yazma kararı aldığımızda anladık ki öncesinde tamamlamamız gereken bir şeyler var. Kimdi ki bizim rektörümüz? Neydi adı? Ne mezunuydu? Tipi nasıldı? Rektörlüğe atandığı zamandan bu yana çoğu kez yaptıklarıyla sinirimizi zıplatmış bu adamı ne kadar tanıyorduk? Tanımıyorduk. O pek görkemli, içine davetiye listesinde adınız olmadan giremediğiniz Rektörlük binasının içinde kurduğu saltanatın sarhoşluğuyla görevini unutan, sorumlusu olduğu öğrencilerin yüzünü Google aramasıyla gördüğü rektör gibi rektör(!) kendisi. Tanımadığımız bir rektör üzerine yazı yazabilir miyiz diye düşünmemiz çok da uzun sürmedi açıkçası. Zira onu kişisel olarak tanımıyor ama onu atayanları tanıyorduk. Bu da Mahmut Ak’ı bilmeye ve tanımaya yetiyordu. 

47 yıl önce 1983’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümüne yerleşmesiyle başlıyor Mahmut Ak’ın İÜ hikayesi. Yıllar içinde hızlı bir ilerleyişle profesörlüğe kadar geliyor. Bölüm başkanlıkları, müdür yardımcılıkları, rektör yardımcılığı gibi bir sürü farklı pozisyonda görev aldıktan sonra sonunda Rektörlüğe kadar uzanan akademik başarılarla(!) dolu uzun bir öykü Mahmut’un öyküsü. Tabii bizim biyografisini tutmak gibi bir amacımız yok. O yüzden doğrudan konuya girelim. 

Mahmut: Şampiyon İkinci

İlk olarak 2015 yılında rektör olarak çıkıyor karşımıza Mahmut. Selefi, ATANMIŞ Yunus Söylet’in 2015 genel seçimlerinde AKP milletvekili aday adayı olmak için verdiği istifasından sonra Rektör Yardımcılığından vekaleten Rektörlüğe getiriliyor ve başlıyor Rektör Mahmut göreve. Mahmut’un vekaleten göreve gelmesiyle asıl rektörü belirlemek için yapılacak seçimler için kollar sıvanıyor. 12 Mart 2015’de yapılan ve 2595 oy kullanılan seçimlerde tıp doktoru (O zamanlar henüz üniversiteler bölünmemişti ve tıp fakültesi hala İÜ bünyesindeydi.) Prof. Dr. Raşit Tükel 1202 oy alıyor, Mahmut ise 908 oy alarak ikinci oluyor. 2012 rektörlük seçimlerinde 2. olan ve bu yüzden Cumhurbaşkanına gönderilen listeden çekilen Raşit Tükel bu onurlu davranışın Mahmut Ak tarafından da yapılması için çağrıda bulunuyor fakat  Mahmut bu çağrıyı duymazdan gelmeyi seçiyor. Seçimden atama yapılana kadar ki süreçte Prof. Dr. Raşit Tükel, YÖK ve Cumhurbaşkanına birçok yerde sesleniyor ve sonuçlara bağlı kalıp saygı göstermelerini istiyor. Buna rağmen iktidar maşalığı yapan YÖK, atama için Cumhurbaşkanına gönderdiği listede Mahmut’u 1. sıraya yazıyor. Zira Prof. Dr. Raşit Tükel kimliğini gizlemiyor ve her yerde sol görüşe sahip olduğunu açık açık söylüyordu. Bu yüzden kazanmış olsa bile 1. sıraya yazılması iktidarı kızdırabilirdi ve YÖK iktidarı kızdırmaktansa onlar dışındaki herkes tarafından itibarıszlık ilanı vermeyi göze alıyor, ipi göğüslüyor ve 1. sıraya Mahmut’u yazıyordu. Bu sayede gönderilen listede 1. sırayı atayacak olan Cumhurbaşkanı da her şeyden bihabermiş gibi ilk sıradaki ismi rektör olarak atayacaktı. Öyle de oldu. Böylelikle oturdu Mahmut rektörlük koltuğuna. 

Oturmak yanlış oldu sanırım. Koltuğu gasp, işgal etti desek daha doğru olur. 300 oy (neredeyse aldığı oyun 3’te 1’i kadar)  farkla kaybettiği, hak etmediği bir makamı utanmazca sahiplenen Mahmut; yapılan protesto eylemlerini, 100’den fazla öğrencinin okulu terk etmeme kararı almasını kendine dert etmedi.  Aynı şekilde Prof. Dr. Raşit Tükel’in seçimi kazanmasına rağmen atanamaması üzerine başlatılan imza kampanyalarını, yüzlerce akademisyenden gelen destek mesajlarını, gazetecilerin bu duruma tepki yazılarını da umursamayacaktı. Her şeyi geçtik öğrenciler açıkça ‘’istenmiyorsun’’ dedi ama bizim hazmı kuvvetli yüce mideli Mahmut’umuz bana mısın demedi… 

Mahmut: Kayyum Siyasetinin Provası

Tabii o dönem İÜ ve diğer bazı üniversitelerde görülen bu atamalar yalnızca üniversiteler ile sınırlı kalmadı. Bu, ileride iktidarın yeni trendi kayyım-darbe uygulamasının ilk adımları olacaktı. Üniversitelerdeki gasplardan da aldığı cesaretle bu sefer Kürt illerinde seçimle kazanamadıkları il ve ilçe belediyelerini gasp etmeye başlayacaklardı. İlk başta “usulüne uygunmuş gibi’’ göstermeye çalışacaklar, yargı mensuplarını göreve davet ederek seçilmişleri bir şekilde suçlayacaklar ve ardından görevden alacaklardı. (Bazı durumlarda sıralamanın değiştiği de görülmüştür.) Ama 2019 yerel seçimlerine gelindiğinde işi abartacaklar, adaylıklarına izin verdiği ve verdikleri izinle eğer kazanırlarsa başkan olmalarında bir sorun görmediklerini açıkça belirttikleri seçilmiş başkanlara seçimin ertesi günü darbe yapacaklardı. Hem de “Siz KHK’lısınız!” gibi adaylık başvurusunda sıkıntı çıkarmadıkları, akla mantığa uygun olmayan sebeplerle. Bu da yetmezmiş gibi kabul etmedikleri başkanların yerine seçimden galip çıkan partiden yeni bir isim istemek ya da belediye meclisinin seçim yapmasını istemek yerine, seçimde kazanamayan kendi adaylarını göreve getireceklerdi. Sandıkta kendilerine haddini bildiren seçmene “Siz ne derseniz deyin, ne isterseniz isteyin, ya benim istediğim olacak ya da benim istediğim olacak. Mühür kimdeyse Süleyman odur.” diyerek arsız bir cevap vereceklerdi. 

Yıllardır hukuksuzluklarının, hırsızlıklarının kılıfını hazırlayan iktidar artık bunları aleni bir şekilde yapmakta herhangi bir beis görmeyecekti. Buna en güzel cevabı ise 2019 yerel seçimlerinde Tuşba Belediyesi’nin seçilmiş Eş Başkanı Ayşe Minaz, seçimden sonraki ilk meclis toplantısında verecekti. İlk meclis toplantısına katılan Minaz, yerine atanan, seçimde 10 bin oy farkla geride bıraktığı ve kendi ilkokul öğretmeni de olan AKP adayına ‘’Salih hocam, siz ilkokulda bana arkadaşımın kalemini, silgisini çalmamayı öğretmiştiniz. Oysa bugün sistem içinde çok büyük bir hırsız olmuşsunuz da haberiniz yok. Kurbanlar keserek gelip oturduğunuz o koltuk çalıntıdır, bunu bilmemeniz mümkün değil. Sizi onurlu bir davranışa, hakkınız olmayan o koltuktan istifanızı istemeye davet ediyorum.’’ demişti. ATANMIŞ Salih Akman’a yönelttiği bu sözlerle atayanların dününü ve bugününü de özetlemişti aslında.

Mahmut: Üniversite Muhasebecisi

Bütün bu olanların ertesinde Mahmut hakkıyla, alnının teriyle(!) oturmuştu koltuğa ve görev onu beklerdi. En az midesi kadar gönlü de yüce olan Mahmut, göreve başladıktan sonra onu atayanlara teşekkürlerini iletmek ve sisteme aidiyetini ispatlamak için sabırsızlanıyordu. Arkeolojiden, antropolojiden, restorasyondan, hümanizmadan, mitolojiden zerre anlamayan; bilim, sanat nedir bilmeyen; kanun, nizam, hukuk tanımayan, sabahın ilk ışıklarında aklına gelen ilk sözcük ‘’rant’’ olan çöl kavmi aç gözlülerinin sistemiydi bu sistem. Aşa, ekmeğe göz koydukları için tanıyarak büyüdüğümüz bir sistem. Ülkemizde artık rant sözcüğünün karşılığı inşaat olmuştu ve Mahmut inşaatlarla başlamıştı sisteme hizmet etmeye. Onarımlar başladı kampüslerde, hiçbir güvenlik önlemi alınmadan, bitmek bilmez restorasyonlar… Kampüs görünümü ortadan kayboldu ve bir inşaat alanı çıktı ortaya ama bu durum hiç rahatsız etmedi Mahmut’u. Kazalar oldu, öğrenciler yaralandı. Kızdı Mahmut. Kaza olmayan yer mi vardı? Hem ilim öğrenmek kolay şey değildi. Ölümü göze almayacaksan gelmeyeceksin, değil mi? Hem sorun bu muydu şimdi? Rant sağlanmalıydı, birilerinin cebine para girmeliydi. Bunun için daha çok paraya ihtiyaç vardı. En fazla ödenek alan 2. üniversite olabilirdi, bu ödenek 6 bakanlığınkinden daha fazla da olabilirdi, ama önemli olan bu değildi. Daha fazla rant sağlanmalıydı ve bunun içinde daha çok paraya ihtiyaç vardı. 

Kafasından türlü şeyler geçirmiş olabilirdi Mahmut bu sorunun çözümü için. Pratik bir çözüm geldi aklına ve dönüştü İÜ kampüsleri dizi setlerine… Zaten yıllardır çeşitli film ve dizilere kiralanıyordu fakat Mahmut bu işin suyunu çıkarmıştı. Öğrenciler artık kampüste rahatça gezemiyordu. Bu durumdan şikayetçi olan öğrenciler artık yavaşça öfkeleniyor ve homurdanmaya başlıyordu. Tabii bunlardan bihaber olan Mahmut, makamında oturmuş hala nereden para gelir hesabı yapıyordu. Zira öğrenciler arasındaki koordinasyonu kesmek ve örgütlenmelerine mani olmak dışında hiçbir işe yaramayan, bizzat seçimlerini kendisinin yaptığı ÖTK tarafından yalnızca duymak istediği şeyleri duyuyordu. Eğer gerçekleri bilseydi de ‘’Kardeşim kampüs babanızın evi değil. Derse girin, çıkın evinize gidin.’’ derdi herhalde. Kendisi göreve geldikten sonra öğrencileri, eğitimi, daha iyi imkanlar sunmayı bir kenara bırakmış, Rektörlük binası içinde, geleni, kime nasıl göndereceğini düşünmekten başka bir şey yapmamıştı ve böyle böyle birkaç yılını da geride bırakmıştı. Bu birkaç yıl içinde sürekli hesaplar yaptı Mahmut. Gelen belliydi , giderler de ortadaydı mecburi giderlerin dışında kalanı da bölüyordu ama daha çok kişiye bölmesi gerekiyordu ve yetmiyordu. O zaman bir şeyleri kısmalı, dedi Mahmut. 

Mahmut: Öğrencisi Açken Tok Yatan

2019’a gelindiğinde öğrencilerin yemeğine göz dikerek, tam olarak kim olduğunu anlatacaktı bize Mahmut. 2019-2020 eğitim-öğretim yılının başında 2 lira 75 kuruş olan yemek fiyatını 3.50 liraya çıkardı. O dönemde bazılarımız bu duruma tepki gösterse de yeterli örgütlenme olmadı ve bu böyle kaldı. Ama asıl olay güz döneminin final haftasında meydana geldi. Bir gün sınıf gruplarında gezmeye başlayan bir fotoğraf hepimizi şaşkına uğrattı. 3 öğün 3.50 liradan yemek hakkı olan öğrencilerin bu hakkı gidiyordu. Yeni düzenlemeye göre sabah öğrenim görenler yalnızca öğlen yemeği, akşam öğrenim görenler ise yalnızca akşam yemeği yiyebiliyordu. Kahvaltı ise tamamen kalkıyordu. Eğer ikinci öğünü yemek isterseniz 18,5 lira ödemeniz gerekiyordu. 

Bu kararı almadan önce enine boyuna düşünmüştü Mahmut ve zaman seçimini ona göre yapmıştı. Tam final sınavlarının olduğu hafta yeni uygulamaya geçiş açıklanmıştı. Bu sayede öğrenciler sınavlara hazırlanmaktan bir şey yapamayacak, sonrasında okul tatil olacak ve memleketlerine gideceklerdi. Böylelikle de konu unutulacaktı. Ama işler hiç de istediği gibi olmadı Mahmut’un. Hesaba katmadığı bir şey vardı. O yemek onun bir lütfu değildi, yani hayrına karnımızı doyurmuyordu ve istediği zaman yemeğimizi elimizden alamazdı. Haberin yayıldığı gün içinde tepkiler artmaya başladı. Konuyla ilgili iletişim grupları kuruldu. Bütün öğrenciler bölüm fark etmeksizin kurulan gruplarda birleşti ve örgütlendi. Boykot kararı alındı ve yemekhaneyi kullanmamaya başladı. Forumlar kuruldu, herkes çantalarını sandviçlerle doldurdu. Bizi aç bırakmaya meyleden rektöre karşı öğrenci, öğrencinin karnını doyurdu. Bütün bu dayanışmaları Rektörlük binasının içinde izledi Mahmut ve bu çabanın beyhude olduğunu düşündü. Çünkü henüz son kozunu oynamamıştı. Arkasındakilerin ona tanıdığı gücü sonuna kadar kullanacaktı. Dilekçe vermek için Rektörlük binasına öğrencileri almadı başta. Sonra daha da ileri gitti ve sınav haftasında öğrencileri kampüse almadı. Bir sınav günü okula girmeye çalışan öğrenciler ÖGB engeline takıldı. Sınavına yetişmek ya da en doğal hakkı olan dilekçe hakkını kullanmak için yalnızca kampüse girmek isteyen öğrenciler itilip-kakıldı, biber gazı yedi, coplandı ve tekmelerle dövüldü ama yılmadılar. Kampüs dışında göstermeye devam ettiler tepkilerini. Mahmut durumun nereye gittiğini görmüş ve korkmuş olacak ki; ertesi gün yemekhane içinde yapılacak ses çıkarma eyleminden bizi vazgeçirme çabalarına girişti. Öğrencilerin hızlıca iletişime geçtiği ve örgütlendiği gruplara faşistleri yollayarak aleni bir şekilde tehdit ettirdi. Aynı zamanda Twitter’dan da bu tehditler devam etti. İÜ’nün devrimci geçmişine bağlılığını yitirmeyen ve bu geleneğin ruhunu içinde yaşayan öğrenciler, pabuç bırakmadı tabii onlara. Korkusuzca ertesi gün yine hakkımızı aramak için oradaydık. Yağmur, çamur, soğuk demeden önümüzdeki yüzlerce ÖGB’ye ve polise aldırış etmeden söyledik sözümüzü. Aç kaldık, susuz kaldık terk etmedik Beyazıt’ı. Olanları iyi ölçüp tartan Mahmut, kendisi için durumun vehametini görmüş olacak ki aynı gece yeni düzenlemeyi iptal ettiğini ve yemekhanenin eski usulde devam edeceğini bildirdi. Geri adım atmıştı, çünkü korkmuştu Mahmut. Kısa zaman içinde ülke gündemine düşmüştü ve herkes ayıplamıştı rektörü. Çeşitli üniversitelerden, birçok ünlü isimden rektöre tepki, öğrencilere destek gelmişti ama utanıp geri adım atmamıştı. Yalnızca korku, ona geri adım attırabilmişti. Çünkü; öğrencisi açken tok yatan bizden değildi.

Yemekhane eylemlerinden bir sene önce de “Üniversiteme Dokunma” demiştik Mahmut’a. Cerrahpaşa ve İstanbul Üniversitesi olarak bölmeden önce kampüslerimizi. Üniversitemizi böldü Mahmut, günlerce Beyazıt meydanındaydik. “Mahmut baksana, kaç kişiyiz saysana!” dedik Mahmuttan gık çıkmadı. Konu hakkında haberler çıktı, memleket yerinden oynadı, biz o sıra “Mahmut pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım!” dedik. Mahmut yine çıkmadı. Mahmut hiçbir zaman öğrencilerin yanına kanlı canlı çıkmadı, çıkamadı. Bu öğrenciler benden ne istiyor ben ne yaptım ki karşılar, demedi. Mahmut hiç düşünmedi. Çünkü öyle talimat almamıştı. 

Hala oturduğu koltukta, okuduğu tarih bölümüne sadık kalıp öğrencilerin yemeğine göz diken rektör olarak tarih yazıyor. Her ne kadar kendisini profesörlüğe götüren bu bölümden tarihin vicdansızları, açgözlüleri ve zalimleri güzel yazmadığı dersini çıkaramasa da. 

Bir de Mahmut’a son bir sözümüz var iletmek istediğimiz: HERGELE’Yİ AÇ MAHMUT!