Üniversitelerden, mahallelerden, liselerden sesler yükseliyor; bastırılmaya, yok sayılmaya çalışılsa da pes etmeden ve her seferinde daha gür bir sesle… Gençlik tarihten öğrendikleriyle kendine yöneltilen saldırılara karşı yeni yöntemler üretiyor, deneyimler biriktiriyor, yönetenlere gençlik hareketinin direnişçi kültürünü hatırlatıyor.

Üniversite öğrencilerinin yakın dönemine bir göz atalım… ODTÜ’ye Kavaklık Direnişi’ne gidelim, İstanbul Üniversitesi’nde yemekhane eylemlerine, İTÜ öğrencilerinin özel işletmeleri boykotuna, Özyeğin Üniversitesi’nde kurulan Çayhane’ye gidelim. Eğitimin ve üniversitelerin özelleştirilerek içinin boşaltılmasına karşı yakın dönem direnişlerinin ortak sloganı “Müşteri değil, öğrenciyiz!” sesini, hem vakıf hem devlet üniversitelerinden yükselen isyanı duyup; bu isyanların örgütlenmesiyle inşa edilen Boğaziçi ve Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin dayanışma ağlarını, Özyeğin Üniversitesi’nde aktif şekilde öğrencilerin sesini yükselten Özyeğin Komitesi deneyimini inceleyelim. Bir yandan da öğrencileri taciz eden hocaları okullarından süren liselileri ve mücadeleleri devam eden YKS öğrencilerini unutmayalım. Öfkemizi ve deneyimlerimizi biriktiriyor, cüretimizi büyütmeye devam ediyoruz.

Mart ayından beri devam eden pandemi sürecinde, herkese “EvdeKal!” çağrısı yapılırken; işçiler, virüs sanki onlar ve yakınları için tehlike arz etmiyormuş gibi çalıştırıldı ve çalıştırılmaya devam ediyor. 20 yaşını doldurmamış gençler için sokağa çıkma yasağı ilan edilirken, 20 yaşını doldurmamış ama çalışan gençlere patronların emriyle çalışma izinleri verildi. Siyasi iktidar yasaklar koyup hayatın eve sığacağını ilan ederken, halihazırda ay sonunu zor getiren ve borç içinde olan emekçilerin faturaları, kiraları gibi temel ihtiyaçlarına yönelik bir çözüm sunmadı. Aksine sermaye lehine destek paketleri açıkladı, kısa çalışma ödeneği ile patronların elini güçlendirdi, çalışamayacak işçileri ücretsiz izne mahkum etti. “İşçilere pandemi yok mu?” dedik.

Diğer bir tarafta olağan dönemde müşteri ilan edilmiş öğrencilerin koşulları uzaktan eğitim sürecinde de değişmedi. Online eğitim uygulaması yapılırken birçok hak gaspının önü açıldı. Halihazırda da var olan eğitimde fırsat eşitsizliği pandemi süreciyle beraber eğitimin normali oldu. Vakıf ve devlet üniversitesi öğrencileri kampüs imkanlarından yararlanamadıkları ve üniversitelerin giderleri azaldığı halde ne bir ücret iadesi yapıldı, ne de indirim uygulandı. “Müşteri değil, öğrenciyiz!” sloganı öğrencileri yine bir araya getirirken, üniversite yönetimleri teşhir edildi.

2.5 milyon öğrencinin gireceği YKS’nin tarihinin önce kamu sağlığı nedeniyle ertelenmesi, sonrasında ise tarihin geri çekilmesi ve öğrencilerin değil turizm patronlarının çıkarlarının gözetilmesi, siyasi iktidarın öğrencilerin seslerine kulaklarını tıkaması “Öğrenciye pandemi yok mu?” sorusunu önümüze getirdi.

Bu sefalet düzenine karşı ses çıkarmadıkça açlığın ve yoksulluğun büyüyecek bir hakikat olduğunu, geleceksizliğin bizi daha yoğun saracağını ve adaletin Saraylardan gelmeyeceğini biliyoruz. Tüm bunlara karşı susmayacak, geleceğimiz için bir araya geleceğiz.

Peki nasıl?

Mahalle mahalle, lise lise, üniversite üniversite, fakülte fakülte örgütlenerek. Yok sayılanların temsil gücünü arttırarak, yani bulunduğumuz her yerelde temsiliyetimizi artıracak, mücadele alanımız genişletecek komiteler kurarak. Ortaklaşan sorunlarımız karşısında çözümlerimizi ortaklaştırıp, sermayenin hizmeti ve gelişimine sunulan imkanlarımız ve donanımlarımızı mücadele için kullanarak. Yenilgiyi ve kazanımı deneyimlediğimiz kadar, bu deneyimleri paylaşarak. Bazen bir forumla, bazen bir dilekçeyle, bazen bir boykotla. En temelde ise çıkarı çıkarımızla her zaman ters düşecek siyasi iktidara, Rektörlere, mütevelli heyetlerine karşı durarak.

Aradığımız kurtuluşun bize altın tepsilerde sunulmayacağını biliyoruz. Kol kola girerek, birbirimizden güç alarak, öğrenerek, yıkılınca birbirimizi ayağa kaldırarak kazanacağız.

Açlığa, geleceksizliğe, adaletsizliğe karşı ayağa kalk!
Komitelerde birleş!