Laura Lezza/Getty Images

Harvard Business Review Dergisi’nde yayımlanan ve İtalya deneyiminden yola çıkılarak hükümetlerin Covid-19’a karşı alması gereken önlemleri açıklayan makaleyi Türkçe’ye çevirdik.

Dünyanın dört bir yanındaki politikacılar hızla yükselen Covid-19 salgınıyla mücadele ederken kendilerini hiç alışık olmadıkları bir durum içinde buluyorlar. Çin, Güney Kore, Singapur ve Tayvan gibi ülkelerde salgını bastırmak için kullanılan uygulamalar ve politikalar hakkında çok şey yazıldı. Ne yazık ki, Avrupa’nın çoğunda ve Amerika Birleşik Devletleri’nde, Covid-19’u düşük seviyelerde tutmak için çok geç kalındı ve politikacılar yayılan salgına ayak uydurmaya çalışırken zorlanıyorlar. Ancak bunu yaparken, salgının felakete dönüştüğü İtalya’da daha önce yapılan hataların çoğunu tekrarlıyorlar. Bu makalenin amacı ABDli ve Avrupalı (ve bugün Türkiye’de olduğu gibi*) her seviyedeki ​​politikacıya İtalya’nın hatalarından ders almalarına yardımcı olmaktır.

İtalya ilk resmi Covid-19 vakasının keşfinden sonraki birkaç hafta içinde (21 Şubat’tan 22 Mart’a kadar), tüm bölgelerde sokağa çıkma yasakları uygulama ve gerekli olmayan tüm işletmeleri kapatma yoluna gitti. Bu kadar kısa bir süre içinde ülke,  sürekli bir ölüm haberi akışıyla sonuçlanan, eşi benzeri görülmemiş bir şiddetle sarsıldı. Tartışmasız olarak İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana İtalya’nın en büyük krizidir.

Bu krizin bazı yönleri şüphesiz olarak politikacıların kontrolü altında olmayan sade ve basit sfortuna (İtalyanca’da “kötü şans”) olarak nitelendirilebilir. Diğer yönden, İtalya’daki liderlerin Covid-19’un yarattığı tehdidin büyüklüğünü algılamasında, sistematik bir tepki vermesinde ve erken uygulamaların başarılarından -ve en önemlisi başarısızlıklardan- ders çıkarmada karşılaştığı derin engeller söz konusudur.

Bu engellerin, Covid-19’un Çin’i zaten tamamen etkilemesinden sonra bile ortaya çıktığını ve virüsü (Çin ve diğer yerlerde) önlemek için bazı alternatif modellerin başarıyla uygulandığını vurgulamakta fayda var. Burada öne sürülen şey, mevcut bilgileri hızlı ve etkili bir şekilde alma ve bunlara göre hareket etme konusunda -ne yapılması gerektiğine dair tam bir bilgi eksikliğinden ziyade- sistematik bir başarısızlığın olduğudur.

İşte burada başarısızlığın -gerçek hayatta bir kriz ortaya çıktığında karar vermenin zorluklarıyla ilgili- ve bunları aşmanın yolları ile ilgili açıklamalar bulunmaktadır.

Bilişsel önyargılarınızın farkına varın. Erken aşamalarında, İtalya’daki Covid-19 bir kriz gibi görünmüyordu. İlk olağanüstü hâl bildirimleri, birkaç bilim adamının haftalardır bir felaket potansiyeli konusunda uyarıda bulunmasına rağmen hem halk hem de politika çevrelerinde birçok kişi tarafından şüphecilikle karşılandı. Gerçekten de şubat ayı sonlarında bazı önemli İtalyan politikacılar, virüs nedeniyle ekonominin paniğe kapılmaması ve durmaması gerektiği noktasını vurgulamak için Milano’da el sıkıştılar. (Bir hafta sonra bu politikacılardan birine Covid-19 teşhisi kondu.)

Benzer reaksiyonlar İtalya dışında birçok ülkede tekrarlandı ve davranış bilimcilerin ‘doğrulama yanlılığı’ olarak adlandırdıkları şeye örnek oluşturuyor: bu, tercih ettiğimiz pozisyonumuzu onaylayan veya ilk hipotezimizi doğrulayan bilgileri benimseme eğilimidir. Doğrusal olmayan bir şekilde gelişen salgınlar gibi tehditlerle (yani küçük olarak başlar fakat katlanarak yoğunlaşmaya başlarlar, ekponansiyel olarak) yüzleşmek gerçekte olanları hızlı bir şekilde yorumlamanın zorlukları nedeniyle karmaşıktır. Güçlü mücadele etmenin en etkili zamanı, tehdidin küçük göründüğü -hatta herhangi bir vaka ortaya çıkmadan önceki- en erken zamandır. Ancak müdahale gerçekten işe yararsa geriye dönüp bakıldığında güçlü eylemler aşırı bir tepkiymiş gibi görünecektir. Bu, birçok politikacının oynamak istemediği bir oyundur.

Uzmanları dinlemedeki sistematik yetersizlik, liderlerin -ve genel olarak insanların- kolay bir çözümün bulunamadığı korkunç ve son derece karmaşık durumlarda nasıl davranacaklarını bulmalarındaki güçlüğü vurgular. Eyleme geçme arzusu, liderlerin içgüdüsel duygularına veya yakın çevrelerinin fikirlerine güvenmelerine neden olur. Ancak böyle bir belirsizlik döneminde bu cazibeye direnmek ve bunun yerine farklı uzmanlık alanlarına dağılmış olan bilgiyi keşfetmek, oluşturmak ve kavramak için zaman yaratmak gerekir.

Kısmi çözümlerden kaçının. İtalya’daki deneyimden çıkarılabilecek ikinci bir ders, sistematik yaklaşımların önemi ve kısmi çözümlerin tehlikeleridir. İtalyan hükümeti Covid-19 salgını ile mücadelede tecrit alanlarında (“kırmızı bölgeler”) uyguladığı kısıtlamaları ilk olarak kademeli bir şekilde çıkardığı kararnamelerle yürüttü, bu daha sonra tüm ülkeye uygulandı.

Normal zamanlarda, bu yaklaşımın muhtemelen ihtiyatlı ve belki de akıllıca olduğu düşünülebilir. Fakat İtalya’daki durumda, iki nedenden dolayı işler ters gitti. Birincisi, virüsün hızlı eksponansiyel yayılımı ile çelişkili bir hal söz konusuydu. Herhangi bir zamanda kabul gören “mevcut gerçekler” yalnızca birkaç gün sonra bile durumun ne olacağını öngörmüyordu. Sonuç olarak, İtalya virüsün yayılmasını önlemek yerine yayılmasını izledi. İkincisi, seçici yaklaşım, virüsün yayılmasını istemeden kolaylaştırmış olabilir. Başlangıçta sadece bazı bölgelerin tecrit altına alınması kararını göz önünde bulundurun. Kuzey İtalya’nın kapanmasını ilan eden kararname kamuoyuna duyurulduğunda Güney İtalya’ya doğru büyük bir göçe sebep oldu ve şüphesiz bu şekilde virüsü bulunmayan bölgelere yaydı.

Bu, şimdi birçok gözlemci için net olan şeyleri göstermektedir: Virüse karşı etkili bir yanıt alabilmek için, eş zamanlı olarak gerçekleştirilen tutarlı bir eylem sisteminin koordine edilmesi gerekir. Çin ve Güney Kore’de alınan yaklaşımların sonuçları bu noktanın altını çiziyor. Bu ülkelerde izlenen politikalar hakkındaki kamuoyu tartışmaları genellikle onların modellerinin tekil unsurlarına (çok sayıda test yapma gibi) odaklanırken, etkili bir yanıtı gerçekten karakterize eden şey, aynı anda gerçekleştirilen çok sayıdaki eylemdir. Test yapmak, sıkı temas takibi ile birleştirildiğinde etkilidir. Takip ise, potansiyel olarak enfekte olmuş kişilerin hareketleri hakkında bilgi toplayan ve dağıtan etkili bir iletişim sistemi ile birleştirildiği sürece etkilidir.

Bu prensipler sağlık sisteminin kendisinin organizasyonu için de geçerlidir. Hastanelerde toptan yeniden yapılanmalara ihtiyaç vardır (örneğin, Covid-19 ve Covid-19 olmayan bakım alanlarının oluşturulması). Buna ek olarak, hasta merkezli bakım modellerinden tüm vatandaşlar için yaygın çözümler sunan bir toplum sistemi yaklaşımına (‘evde bakım’ üzerine özel bir vurgu ile) acilen bir geçiş gerekmektedir. Koordineli eylemlere duyulan ihtiyaç şu anda özellikle ABD’de akuttur, acildir.

Öğrenme çok önemlidir. Doğru uygulama yaklaşımını bulmak, hem başarılardan hem de başarısızlıklardan hızlı bir şekilde öğrenme yeteneğini ve eylemleri buna göre değiştirme isteğini gerektirir. Kuşkusuz, bulaşmayı oldukça erken zapt edebilmiş olan Çin, Güney Kore, Tayvan ve Singapur’un yaklaşımlarından öğrenilecek değerli dersler var. Ancak bazen en iyi pratikler en yakınımızda bulunabilir. İtalyan sağlık sistemi oldukça ademi merkeziyetçi olduğundan, farklı bölgeler farklı yaklaşım politikaları denediler. En dikkate değer örnek, benzer sosyoekonomik profillere sahip iki komşu bölge olan Lombardiya ve Veneto’ nun yaklaşımları arasındaki zıtlıktır.

Avrupa’nın en zengin ve en verimli bölgelerinden biri olan Lombardiya, Covid-19 tarafından orantısız bir şekilde zarar gördü. 26 Mart itibarıyla, 10 milyonluk bir nüfusta yaklaşık 35.000 yeni koronavirüs vakası ve 5.000 ölümün korkunç kaydını tuttu. Buna karşılık Veneto bölgesi erkenden kesintisiz yayılımı tecrübe etmesine rağmen, 5 milyonluk bir nüfusta 7000 vaka ve 287 ölümle önemli ölçüde daha iyi bir sonuç verdi.

Bu iki bölgenin vaka eğrileri, Lombardiya’nın daha büyük nüfus yoğunluğu ve krizin patlak vermesiyle ortaya çıkan daha fazla vaka dahil olmak üzere, politikacıların kontrolü dışındaki çok sayıda faktör tarafından şekillendirilmiştir. Ancak, pandemi döngüsünün erken dönemlerinde yapılan farklı halk sağlığı seçimlerinin de bir etkisi olduğu giderek daha belirgin hale geliyor.

Özellikle, Lombardiya ve Veneto sosyal mesafelenme ve perakende dükkanları kapatma konusunda benzer yaklaşımlar uygularken, Veneto, virüsün önlenmesine karşı çok daha proaktif bir yol izledi. Veneto’nun stratejisi çok yönlüydü:

  • Semptomatik ve asemptomatik vakaların erken dönemde kapsamlı testi
  • Potansiyel pozitiflerin dinamik takibi. Eğer birisi pozitif test edilirse, o hastanın evindeki herkes ve komşuları test edildi. Test kitleri mevcut olmadığı zaman, hastalar kendi karantinalarını uyguladı.
  • Evde teşhis ve bakım üzerine güçlü bir vurgu. Mümkün olduğunda, numuneler doğrudan hastaların evinden toplandı ve daha sonra bölgesel ve yerel üniversite laboratuvarlarında işlendi.
  • Sağlık hizmetlerini ve sağlık çalışanlarını izlemek ve korumak için özel çabalar. Sağlık çalışanlarını, risk altındaki popülasyonlarla temas halinde olanları (örneğin, huzurevlerindeki bakıcıları) ve halkla yakın temasta olan işçileri (örneğin, süpermarket kasiyerleri, eczacıları ve koruyucu hizmetler personelini) içeriyordu.

Lombardiya bunun yerine, merkezi hükümetteki halk sağlığı otoritelerinin rehberliğini takiben test yapma konusunda daha muhafazakar bir yaklaşımı tercih etti. Kişi başına bazda, Veneto’da şimdiye kadar yapılan testlerin yarısı kadarını uyguladı ve sadece semptomatik vakalara (çok daha güçlü) odaklanıldı. Yanı sıra, şimdiye kadar proaktif takibe, evde bakım ve izleme ve sağlık çalışanlarının korunmasına sınırlı yatırımlar yapıldı.

Veneto’da yürürlüğe giren politikalar dizisinin hastaneler üzerindeki yükü önemli ölçüde azalttığı ve Covid-19’un tıbbi tesislerde yayılma riskini (Lombardiya’daki hastaneleri büyük ölçüde etkileyen bir sorundu bu) en aza indirdiği düşünülmektedir. Gerçek şu ki, farklı politikalar farklı sonuçlara yol açtı. Bunun tersine, benzer bölgeler en başından beri güçlü bir öğrenme fırsatı olarak görülmelidir. Veneto’dan çıkan bulgular, bölgesel ve merkezi politikaları erkenden yeniden gözden geçirmek için kullanılabilirdi. Oysa, sadece son günlerde, İtalya’daki salgından tam bir ay sonra, Lombardiya ve diğer bölgeler “Veneto yaklaşımının” bazı yönlerini taklit etmek için adımlar atıyor. Buna merkezi hükümete teşhis kapasitelerini artırmaları için baskı yapılması da dahildir.

Yeni edinilen bilginin yayılmasındaki zorluk, hem özel sektörde hem de kamu sektörü kuruluşlarında iyi bilinen bir olgudur. Fakat, bize göre, farklı mücadele politikası tercihlerinden (İtalya’da ve başka yerlerde) ortaya çıkan bilginin yayılımının hızlandırılması, “her ülkenin tekerleği yeniden icat ettiği” bir zamanda, her seferinde en önemli öncelik olarak düşünülmelidir. Bunun gerçekleşmesi için, özellikle bu artan belirsizlik zamanında, farklı politikaları, kişisel ya da politik savaşlardan ziyade, sanki birbirinden farklı “deneyler”miş gibi düşünmek gerekir. Covid-19 ile mümkün olduğunca etkili ve hızlı bir şekilde başa çıkmada geçmiş ve güncel deneyimlerden öğrenmeyi kolaylaştıran bir zihniyet (yanı sıra, sistemler ve süreçler) benimsemek gerekir.

Neyin işe yaramadığını anlamak özellikle önemlidir. İlerlemeyi halka duyurmaya hevesli liderler sayesinde başarılar kolayca ortaya çıksa da sorunlar, cezalandırılma korkusu nedeniyle gizlenir veya ortaya çıktıklarında sistemsel değil, bireysel hatalar olarak yorumlanırlar. Örneğin, İtalya’da salgının ilk başlangıcında (25 Şubat), Lombardiya’da bulunan spesifik bir bölgedeki bulaşın, bir COVID-19 hastasının düzgün bir şekilde teşhisinin yapılmadığı ve izole edilmediği yerel bir hastaneden kaynaklı hızlanmış olabileceği ortaya çıktı. İtalya başbakanı medyaya demeç verirken, bu olayı söz konusu hastanedeki yönetimsel yetersizliğin kanıtı olarak nitelendirdi. Ne var ki bir ay sonra, çok daha derin bir meselenin sembolik bir bölümü olabileceği daha da netleşti: Hasta-odaklı bakım sağlamak için düzenlenlenmiş mevcut hastanelerin, bir salgın sırasında ihtiyaç duyulan toplum-odaklı bakım türünü sağlamak için yetersiz donanıma sahip olduklarıydı.

Veri toplama ve yayma önemlidir.
İtalya’nın veriyle ilgili iki sorundan muzdarip olduğu görülüyor. Pandeminin ilk başlangıcında sorun veri eksikliğiydi. Daha spesifik olarak, 2020’nin ilk aylarında virüsün yaygın ve fark edilmemiş yayılımının, epidemiyolojik yeteneklerin eksikliği ve bazı hastanelerde anormal enfeksiyon piklerinin sistematik olarak kaydedilememesi ile kolaylaştırılmış olabileceği öne sürülmüştür.

Son zamanlarda, veri hassasiyeti sorunlardan biri gibi gözüküyor. Özellikle, İtalyan hükümetinin kamuya açık bir web sitesinde pandemiye ilişkin istatistikleri düzenli olarak güncellemede gösterdiği dikkat çekici çabasına rağmen, bazı eleştirmenler İtalya ile diğer ülkeler arasındaki ve İtalya’daki bölgelerin birbirleri arasındaki ölüm oranlarının çarpıcı tutarsızlığının farklı test yaklaşımlarından kaynaklanabileceği (en azından kısmen) hipotezini ileri sürmüşlerdir. Bu tutarsızlıklar salgının yönetimini ciddi şekilde zorlaştırmaktadır, çünkü gerçekten karşılaştırılabilir verilerin (ülke içi ve uluslararası) yokluğunda kaynakları ayırmak ve neyin işe yaradığını anlamak daha zordur (örneğin nüfusun etkili bir şekilde izlenmesini engelleyen şey)

İdeal bir senaryoda, virüsün yayılmasını ve etkilerini belgeleyen veriler, bölgeler ve ülkeler arasında mümkün olduğunca standartlaştırılmalı ve virüsün  hem makro (devlet) hem de mikro (hastane) düzeydeki ilerleyişi takip edilmelidir. Mikro düzeydeki veri ihtiyacı göz ardı edilemez. Sağlık bakım kalitesi üzerine yapılan tartışmalar genellikle makro düzeyde (ülkeler ve eyaletler) yapılırken, sağlık kuruluşlarının, aynı ülke ve bölgelerde bile sundukları hizmetlerin niteliklerinin ve niceliklerinin ve de yönetim kapasitelerinin önemli ölçüde değiştiği iyi bilinmektedir. Bu temel farklılıkları gizlemek yerine, bunların tamamen farkında olmalı ve sınırlı kaynaklarımızın tahsisini buna göre planlamalıyız. Politikacılar ve sağlık çalışanları, doğru analiz düzeyinde iyi verilere sahip olan biricik uygulayıcılar olarak, hangi yaklaşımların işe yarayıp hangilerinin işe yaramadığına ilişkin doğru çıkarımlar yapabilirler.

Farklı bir karar alma yaklaşımı

Virüsü durdurmak için tam olarak ne yapılması gerektiği konusunda hala büyük bir belirsizlik var. Virüs hakkında bazı önemli kilit noktaları hala bilinmemekte ve hararetli bir şekilde tartışılmaktadır ve muhtemelen önemli bir süre boyunca da böyle sürecektir. Ayrıca etki süresi (veya çoğu durumda durgunluk) ve sonuçlar (hem enfeksiyonlar, hem de ölümler) arasında önemli gecikmeler meydana gelir. Hangi çözümlerin işe yarayacağına dair kesin bir anlayışın yıllar sürmese bile birkaç ay süreceğini kabul etmemiz gerekir.

Ancak, bu krizin iki yönünün İtalyan deneyiminden anlaşılır olduğu görülmektedir. Birincisi, virüsün eksponansiyel ilerleyişi göz önüne alındığında boşa harcanacak zaman olmadığıdır. İtalyan Sivil Savunması’nın (FEMA’nın(Federal Acil Durum Yönetim Kurumu) İtalya’daki karşılığı) başkanı “Virüs bürokrasimizden daha hızlı” dedi. İkincisi, Covid-19’a karşı etkili bir yaklaşım, —hem konuşlandırılması gereken insan ve ekonomik kaynakların varlığı, hem de sağlığın kamu ve özel sektördeki farklı kuruluşları ve genel olarak toplum arasındaki bakım sistemi (test imkanları, hastaneler, birinci basamak hekimleri vb.) gibi farklı bölümlerinde gerekli olacak aşırı koordinasyon açısından— savaş zamanı benzeri bir seferberlik gerektirecektir.

Acil eyleme ve kitlesel seferberliğe birlikte duyulan ihtiyaç, bu krize etkili bir müdahalenin her zamanki gibi iş dünyasından çok uzak bir karar alma yaklaşımı gerektireceğini ima etmektedir. Politikacılar COVID-19’a karşı savaşı kazanmak istiyorlarsa; öğrenmeye öncelik veren, başarılı deneyleri hızlı bir şekilde ölçekleyebilen ve etkisiz olanları belirleyip durdurabilen bir sistemi benimsemek zorundalar. Evet bu uzun bir tertip, özellikle böylesine muazzam bir krizin ortasında. Ancak menfaatler göz önüne alındığında, yapılması gerekir.

Kaynak: Pisano, G. P., Sadun, R. ve Zanini M. (2020, Mart 27). Lessons from Italy’s Response to Coronavirus. Harvard Business Review. 31 Mart 2020 tarihinde, https://hbr.org/2020/03/lessons-from-italys-response-to-coronavirus adresinden erişildi.
Çeviri: Bilim ve Sağlık Komitesi’nin önerisiyle Çeviri Komitesi tarafından Türkçeye çevrilmiştir. (Elif Birbiri, Neşe Nasırlıoğlu, Orhun Ali)