Suriye’de İdlib’ten en az 33 askerin öldüğü ve onlarca askerin yaralı olduğu haberini aldık.

Sayıyla ifade etmekten utanıyoruz ancak siyasal iktidar ağzını açıp tek kelime dahi etmediği gibi ilk iş olarak haber alma hakkını da engellemenin peşine düştüğü için bu bilgiyi bir kez daha dile getirmek zorunda hissediyoruz. Hayır, bir çeşit kolaycılığa kaçmayı, duygusal tepkiler vererek vicdan rahatlatmayı kabul etmiyoruz. Susmayı, bugün siyaset günü değil demeyi ve bunları duymayı hakaret kabul ediyoruz.

Bu bizim savaşımız değil, demeyi yeterli bulmuyoruz. Bu bizim savaşımız değil doğrudur, ancak ölenler yoksul hanelerden çıkan; öğrenciyken, işsizken, işçiyken ve nihayetinde askerken hayatını kaybeden emekçilerdir. Egemenlerin arkasına saklandığı bayrak, bir kez daha emekçilerin evlerine asıldı. Onların bayrağından, vatanseverliğinden, savaş çığırtkanlığından yoksul halkımız lehine savaşta ve barışta hiçbir şey yoktur.

Erdoğan, dışarıda küresel egemenler açısından tek seçenek olarak kalmaya çalışırken, aynı zamanda ekonomik-siyasi krizini, kârlarını büyütmek için birbiriyle çatışan küresel egemenlerin tümünü aynı anda idare etmeye uğraşarak aşmanın peşinde. Bir numaralı uşak olmaktan, mültecileri öldürmek pahasına tehdit unsuru haline getirmekten, yoksul milyonları öldürerek ya da ölüm koşullarında çalışmaya ikna ederek baskı altında tutmaktan payına bir şey çıkarsa da ne ala: Yıkılmış arazilere TOKİ, başka toprakları sömürme hakkı, milli birlik adıyla yönetme krizinin aşılması, yüksek kar oranı, sermaye adına yeni sömürü biçimlerinin yaratılması…

İçeride, kendi çıkarını gitgide siyasal iktidarın çıkarlarından ayırmaya, nihayetinde siyasi iktidarın patronlarıyla yakın ilişkisini fark etmeye meyleden işçileri ve emekçi halkı, kendisine hiçbir zaman boyun eğmemiş gençleri milliyetçilikle tarif edilmiş şoven bir çizgiyle hizaya sokmaya çalışıyor. Bütün bunlar, sınıflar arası bir barışın tahsis edilmesinin vaaz edildiği, gençliğin uzlaşmaz bir mücadele çizgisi yerine sermaye lehine daha üretken, siyasal iktidar lehine daha itaatkar ve toplumsal olarak daha yalnız olmaya zorlandığı koşullarda yaşanıyor.  

Bu bizim savaşımız değil ancak bizim savaşımız bunu durdurabilir, diyoruz. Bizim savaşımız özgürlüğümüz ve geleceğimiz için “Hayır yaşayacağız!” diyerek siyasal iktidarın önüne dikildiğimiz bir savaş. Biziz kaderi dünyanın, biliyoruz kuvvetimizi. Barışın da bir armağan gibi verilmeyeceğini.(*)

Saray’ın, yerli ve küresel egemenlerin savaşının bedelini yoksul Türkler, Araplar ve Kürtler ödememelidir. TSK, Suriye’den derhal çekilmelidir. Saraylara savaş, yoksul hanelere barış!

Halklarımızın başı sağ olsun.

(*) Sizsiniz uluslar, kaderi dünyanın.
Bilin kuvvetinizi.
Bir tabiat kanunu değildir savaş,
Barışsa bir armağan gibi verilmez
insana:
Savaşa karşı
Barış için
Katillerin önüne dikilmek gerek,
”Hayır yaşayacağız!” demek.
İndirin yumruğunuzu suratlarına!
Böylece mümkün olacak savaşı önlemek.
(Bertolt Brecht, Çağrı)