Yüksek Öğretim Kurumu, “Yükseköğretim kurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek” gibi yetkilerle 1981’de, bundan ta 38 yıl önce rektörlük seçimlerini, öğrenci konseylerini iptal ederek, üniversitelerin öğretim kadrolarını değiştirerek, baskı altına alarak üniversitelerin özerkliğini yok edecek antidemokratik uygulamalarıyla bir “darbe kurumu” olarak hayatımıza girdi.

Tabii ki YÖK’ün kuruluş amacı hiçbir zaman bunlardan ibaret olmadı. 24 Ocak 1980 yılında açıklanan kararlarla Türkiye neoliberal ekonomi politikalarını hayata geçirmeye başladı ve YÖK de bunun üniversite entegrasyonu ayağı olarak kuruldu. Üniversiteler şirketlere, öğrenciler müşteriye dönüştürülmeye çalışıldı. YÖK kurulduğu günden itibaren üniversitelerin özerk alanlarına daima müdahale etti. Üniversitelere ders programları yolladı, kılık kıyafet yönetmelikleri ile hedefindeki öğrenci profilini var etmeye ve üniversiteleri tek tipleştirmeye çalıştı, belli başlı üniversiteleri kapattı, birleştirdi. 

O günden bugüne gençliğin en önemli var oluş alanlarından olan üniversiteye ideolojik saldırının beden bulmuş hali olan YÖK’e karşı mücadele daimdir. YÖK’ün yetkilerinin neredeyse tamamının siyasal iktidara, Saray’a devredildiği bugünlerde artık mücadele edilen, bir darbe kurumu değil, onun doğrudan bağımlı olduğu zihniyettir. 

Bugün artık YÖK’e karşı olmak ihraçlara, güvenlik soruşturmalarına, üniversite bileşenlerinin onayından geçmemiş üniversiteyi böl-parçala-yönet süreçlerine, üniversitelerin piyasalaşmasına, öğrencilerin geleceksizleştirilmesine, öğrencilerin rekabete zorlanarak yalnızlaştırılmasına, üniversitelerde demokratik katılım mekanizmalarının işlevsizleştirilmesine, üniversite gençliğinin iradesinin yok sayılmasına, kampüsün okuldan çok karakola benzeyen haline ezcümle Saray’a karşı olmaktır!

YÖK’e karşı mücadele, Saray’a karşı mücadeledir!