Erdoğan tarafından politika faizini indirmesi talimatıyla göreve getirilen Merkez Bankası’nın yeni başkanının göreve gelmesinin ardından ilk Para Politikaları Kurulu Toplantısı’nda (25 Temmuz) 425 baz puanlık bir faiz indirimi gerçekleşmişti. Politika faizinin %24’ten %19.75’e indirilmesinin hemen ardından beklendiği üzere bankalar da konut ve tüketici kredisi faizlerini indirdi.

Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı Mithat Yenigün bile kısa vadede ciddi bir faiz indirimi gerçekleşmeyeceğini düşünerek ekseni kaydırmış, stoktaki konutların Türkiye Emlak Katılım Bankası tarafından kurulacak bir fona devredilmesini önermişti. Ancak bunun yerine konut faizleri birçok banka tarafından %1.5 seviyesinden %0.99 seviyelerine indirildi. Ziraat Bankası konut kredi faizini %0.99 olarak açıklarken 120 ay olan vade 180 aya çıkarıldı.

Son 10 yıldır her yıl artan konut satış oranları 2018 yılında önceki yıla oranla %2.4 düşmüş, 2019 Haziran ayında ise bir önceki yılın aynı ayına oranla %48.6 oranında bir düşüş gerçekleşmişti. İpotekli (konut kredisiyle) konut satışlarında ise bir önceki yıla kıyasla %84.6’lık bir azalma görülüyor.

Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı boşuna telaş yapmıyor yani. AKP, son 10 yılda ciddi oranda artan, teşvik edilen bu betonlaşmanın getirdiği çeşitli çıkar ilişkilerinden vazgeçemiyor. Merkez Bankası’nın faizleri indirmesinin hemen ardından Dolar/TL paritesindeki düşüş halka bir “ekonomik iyileşme” şeklinde aktarılıyor ancak işler elbette böyle değil.

Bu faiz indirimleri, AKP ve çeşitli sermaye grupları tarafından, halka, “Kira öder gibi daire sahibi olabilirsiniz” söylemi üzerinden pazarlandı ve pazarlanıyor. Bunu biliyoruz ancak biz bunun böyle olmadığını, düşük faiz oranlarıyla ve ciddi bir propaganda ve teşvikle artırılan konut satışlarının halkın üstünde son noktada bir yük olduğunu görüyoruz. İşçi ve emekçiler mülk edinme vaadiyle borca bağlatılıyor. Sonuç olarak alım gücü düşen işçi ve emekçiler çeşitli konut ve tüketici kredileriyle düzene bağlanmaya, kafasını kuma sokmaya zorlanıyor.

Bir borç sarmalı altında geçinmeye çalışan, geçinemeyen işçi ve emekçiler AKP’nin yağmacı, talancı politikalarını artık daha çok izliyor. Bunun geçtiğimiz yerel seçimlere de yansıdığını düşünüyorum. “Emeklilikte Yaşa Takılanlar” gibi ısrarlı pratikler de mücadeleleriyle sınıflar arasındaki çelişkilerin derinleştiğini bize gösteriyor.

Son tahlilde, yakın zamanda ciddi bir seçim mağlubiyeti alan AKP, sermaye desteğini tutmayı ve ekonomiyi kısa vadeli de olsa canlandırarak yeniden rıza üretmeyi amaçlıyor. Sermaye gruplarının gönlünü hoş tutanlar bir yandan da Emeklilikte Yaşa Takılanlar’ı oyalıyor, konutlarda kullanılan doğalgaza bugünden itibaren (1 Ağustos) %14.97 zam yapıyor.

Evet, devrimcilerin buraya, çelişkilerin bu kadar net biçimde gün yüzüne çıktığı yere doğrudan müdahale imkanları çok sınırlı ama konut faizlerinin indirildiği gün ile doğalgazın zamlandığı günde -unuttuysak- tekrar tekrar hatırlamamız gereken bize düşenin, işçi ve emekçilerin, yoksul halk kesimlerinin bu çelişkilerin göbeğine özneleşen, varlığını ortaya koyan biçimde çekilmesi için sabırla, kararlılıkla çalışmaktır. Böylece sınıflar arasındaki antagonizmanın işçi, emekçi ve yoksul halk kesimleri açısından belirgin hale gelmesi konusunda kısa vadede bir dizi ilerleme sağlanabilir.