Bir çift sözümüz ve itirazımız var

25

Devrimci bir gençlik hareketi olmadan devrimci hareket olmaz. Bu kalıplaşmış olarak algılanan söz bizim için halen inatla gerçekliğini korumaktadır. Ülkemizde devrimci bir hareketin olmayışı ve bununla beraber kaçınılmaz olarak bir devrimci gençlik hareketinin olmayışı bizi bu hareketi yaratma sorumluluğuna sokmuştur. Bundan dolayı bu kalıplaşmış sözü ısrarla tekrar gündeme getirmek istemekteyiz. Toplumun yeniden üretiminin, yaratımının ve yıkımının devrimci siyaset tarafından kurgulanışı, bu siyaset tarzının gençliği ele alışı ve iktidar karşısındaki konumlanışıyla doğrudan bağlantılıdır. Gençliğin devrimci mücadele içinde önderleşmediği, mücadelenin taşıyıcısı olmadığı hareketlerin kastlaşıp, katılaşacağı tarihsel ve güncel örneklerden görüldüğü üzere aşikârdır. Dolayısıyla, gençliğin devrimci hareketi yaratılmadan devrimci hareket yaratılamaz.

Ülkemizde devrimci gençlik hareketi denildiği anda akla ilk gelen etmen üniversite gençliği ve kampüs siyasetidir. Kampüs siyasetinde yaşanan gelişmeler ülke gündemini ve siyasetini doğrudan değiştirme dinamiğine sahiptir. Bundan dolayı iktidar üniversite ve kampüs içinden çıkan, kendi ideolojik ve siyasal hegemonyasını tehdit eden bütün hareketlere en sert biçimde müdahale etmektedir. YÖK, kolluk kuvvetleri, faşist çeteler tarafından sistematik olarak üniversite ve kampüs hayatına yapılan müdahaleler bunun en açık örnekleridir. Buna dair, bir çift sözümüz ve itirazımız var! Bu itiraz, üniversite kampüslerinin siyasetten arındırılmasına, üniversitelerin kamusal alan olma durumunun yok edilmesine, bütün genç neslin sınavlarla, gelecek kaygısıyla, siyasetsizlikle ve tüketim kültürünün beraberinde getirdiği ilişki biçimleriyle toplumsal konumu yok edilen dönüşüm süreçlerine dairdir. Bu süreçlerde temel etken, neoliberalizm dalgasının üniversitelerdeki yansıması bologna sürecinin etkilerinin ve bu etkilerin gençliğin siyaset kavrayışında gerçekleştirdiği değişiklikler başta olmak üzere, gençlik siyasetinin yaşanan toplumsal değişim karşısında bir alternatif geliştiremeyip, kendi küfesindeki ezberlerle siyaset yapmaya çalışmasıdır. Ayrıca gençlik, genç yığınlarla bağlarını koparmış ve gençlik hareketi yaratma iddiasını kaybedip, siyasetin gençliği olma eğilimine girmiştir.

Bir kamusal alan olan üniversitelerin devletten ve sermayeden bağımsız olarak, hemen hemen herkesi ilgilendiren sorunlar hakkında birbiriyle etkileşimde bulunan, bireylerin ancak ve ancak çevrelerinde herhangi bir sınırlama olmaksızın diğer bir deyişle kendi düşünlerini özgürce açıklayıp yayınlama hakkı ve özerk grup kurma ve örgütlenme hakkının bulunduğu bir alan olma niteliği, ülke sathındaki bir devrimci kopuş ve bunun hareketini yaratma iradesiyle doksanlı yılların ortalarına dek korunmuştur. Bu iradenin dönemin ihtiyaç, birikim ve arzularına cevap verebilecek uygun bir örgütsel form yaratamayışı neoliberal dalganın kampüsler dâhil toplumun bütün kılcallarına kadar nüfuz etmesine sebep olmuştur. Bunun neticesinde kampüs ve üniversite hayatının tüketim kültürünün ve kapitalizmin ihtiyaçlarına göre tekrardan dönüştürüldüğü özel kafelere, özel yurtlara mahkûm bırakılmıştır. Üniversitelerdeki akademik, bilimsel çalışmaların sınırlı toplumsal yararı yok edilip şirketlerin Ar-Ge departmanlarına dönüştürülmüş, üniversitelerin toplumla organik bağı giderek zayıflatılmış, toplumu dönüştürme ve toplumla birlikte dönüşme kabiliyeti kaybedilmiştir.

Bu dönüşüm karşısında politik bir program oluşturamayan gençlik siyaseti ideolojik ve örgütsel bağımsızlığını yitirmiştir. Bu durum kampüsün siyasal hayatında iki hatalı eğilimi ortaya çıkarmıştır. İlki gençlik siyaseti uzun yıllardır diğer toplumsal mücadele alanlarında olduğu gibi sadece bulunduğu alanın mikro siyasetine gömülerek sorunun siyasal ve toplumsal bağlarından kopuk bir kavrayışla gençlik siyasetinin otonomist bir hal almasına neden olmuştur. İkincisi, siyaset kavrayışının ve ufkunun, gençlik hareketinin ve mücadelesinin büyütülmesi için değil kendi örgütsel çıkar ve ihtiyaçları doğrultusunda daraltarak kendi siyasal önderliğinin politikalarını üniversite zeminine dayatmıştır. Gençlik kitlelerinin farklılaşan siyasal talepleri arasında günceli kavrayan, tartışan ve bu tartışmaları devrimci bir odak yaratmaya ve bu odağı merkezi bir politikada birleştirmeye uzak kalmıştır.

Burada üzerimize düşen öncelikli görev kampüs siyasetini içine sıkıştığı mikro kavrayıştan kurtararak toplumsal mücadelelerle bağını kurmak ve bu mücadeleler arasında eş güdümü sağlayacak bir politik odak inşa etmeye soyunmaktır. İktidarın politik ve ideolojik hegemonyasının dışına çıkıp onunla savaşabilmenin olanaklarını sağlayacak fikri derinleşmeyi, ideolojik mücadeleyi ve örgütsel bağımsızlığını koruyup değişen koşullar karşısında buna uygun formlar yaratmasıdır. Bununla beraber anın ihtiyaç ve güncel toplumsal konumlanışlarını analiz edecek bugünün felsefesini, sanatını, bilimini, edebiyatını ve kültürünü kuşanarak iktidar karşısında bir mevzi olarak örmemiz gerekmektedir.